Gün çekildi pencerelerden;
Aynalar baştan başa tenha.
Ses gelmez oldu bahçelerden;
Gök kubbesi döndü siyaha.
Sular kesildi çeşmelerden;
Nerden dolacak bu taş nerden,
Nergislerin açtığı yerden
Ey kuş uçurtmıyan ejderha?
Ne yardan geçilir, ne serden;
Korkuyoruum bu gecelerden.
Bel bağladığım tepelerden
Gün doğmıyabilir bir daha.
Madem ki vakit akşam,
Madem ne evim barkım,
Ne de bir tek aşinam,
Açılsın gizli sofram,
Gelsin kadehte rakım,
Dostum, neşem ve şarkım!
Madem ki vakit akşam!
Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrısına der ki:
- Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!
«Bir adam vardı. Suyu arıyordu. Top-
rağı üç kulaç, beş kulaç kazdı. Suyu
bulamadı.
On kulaç, on beş kulaç kazdı. Gene
suyu bulamadı.
Sonra yerin derinliklerinde kara kaya
tabakalarına rastladı. Yeis'e düştü, gü-
cü sona erdi ve Suyu bulmaktan ümi-
dini kesti.
«Fakat bir ses ona:
— Daha derinlere in, daha derinlere!
dedi.
Daha derinlere indi ve suyu buldu.»
Rama Krişma
“Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı
olmuş bir köle ile, katımızdan kendisine verdiğimiz güzel
rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi örnek
verir. Bunlar hiç eşit olurlar mi?...” (K. 16 Nahl 75)