"Ben öğrenim için gelmedim. Çünkü bilgi insanın kollarını ağır zincirler gibi aşağıya doğru çeker. Sen hiç bir hukukçunun bir orduya komutanlık ettiğini ya da bir krallık kurduğunu duydun mu?"
Bu küçük yan sokaklar büyük kentin çukurluklarında yer bulup saklanmak zorundadır, çünkü içlerinde yüzlerce maske takmış kibar insanlar barındıran tertemiz camlı aydınlık evlerin neleri gizlediğini küstahça ve yılışıkça söyler onlar.
-o tek saniyede benim hakkımda belki de senin bütün hayatında yapamadığın kadar çok şeyin farkına vardı. Evet, bütün, ama bütün insanlar beni şımarttılar, bana karşı hepsi iyiydi -yalnızca sen, evet, yalnızca sen beni unuttun, yalnızca sen, beni asla tanımadın!
Gözlerini kapadı Yakup. Küçük çocuk, en fazla sekiz yaşındaki yarı Roman yarı Yeniş, melez çingene çocuğu. Yosun tutmuş bir daldaki pas sarısı. Ardından bir kestane ağacının reçinesindeki metalik beyaz. Ve kemanlara şarkılar söyleten kremona turuncusu.
Renkleri görüyordu Yakup. Görüyordu onları.
"Biliyor musun bir zamanlar, bundan birkaç yüzyıl önce lale soğanları altından daha değerliymiş. Bir düşün. Çiçeklerin dünyadaki en değerli şey olduğu bir dönem..."