Küçük bir çocuk olduğunuzu hayal edin; yoksul, her şeyi istemeyen ama küçük bedeninizle büyük hayallerinizin peşinden gitmek istediğinizi... Küçük bir şeytan olarak ailenizde anılmanızı ve sürekli olarak bedeninizde yaralar açarcasına dayak yiyişlerinizi... Ama en önemlisi de sevgisizliği. Zeze'de öyle bir çocuktu. Aslında ailesi onu seviyor ama onu küçük bir şeytan olarak görmeleri işleri hep tersine götürüyordu. Ve bir zaman sonra onu karşılıksız ve gerçek bir sevgiyle seven birini, ummadığı kişiden, bulması ve en sonunda da sevdiği o kişiyi kaybetmesi, ki şeker portakalı fidanını da aynı zamanda kaybetmesi, onu yatağa düşürüyordu. Her zaman olgun bir çocuk olan Zeze, kitabın son satırlarında 48 yaşında bile Portuga'ya duyduğu özlemi ve artık onun gibi çocuklara sevgi dağıttığını söylemesiyle son bulan bir kitap. Mutlaka okumanız gerekir; sevgisiz hayatın hiç bir anlamı yoktur...
Bir ülkenin; çağdaşlaşma sürecinde, işgallerden kurtulup en kötü dönemlerden en yüksek seviyede eğitim, medeniyet ve uygarlık seviyesine nasıl çıkarıldığını ve bu yolda neler yapıldığını anlatan -ve tabii bu süreç içerisinde Snelman'ın tüm benliği ile her şeyi yaptığını unutmamalı- herkesin kendine bir şeyler çıkartabileceği çok güzel ve anlamlı bir kitap.