Taner Tan

Taner Tan
@TanerTan
Kayıp çocuk
Çocukluğumuzu mahallenin ve sokağın cenazesi ile birlikte toprağa gömdük. Ve özlüyoruz. Tıpkı ana sütü ve ana kucağı gibi.
Sayfa 258·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
7/10
·264 syf.··
2020 18. kitabı
Mustafa KUTLU'nun Yeni Şafak Gazetesinde çıkmış yazılarından derlenmiş bir kitap. Kitap, Haziran 2014'te 1. baskısını yapmış. Dolayısıyla bu tarihe kadar bahsi geçen gazetede yazılmış yazıların derlemesi yapılmış diyebiliriz. Yazar "içinden geldiği gibi" yazmış yazıları. Siyasi, dini ve milli söylemlerin ağırlıkta olduğu yazılar çıkmış ortaya. Yazıları fazlasıyla sıradan bulduğumu söyleyebilirim. "Sıradan" diyorum, çünkü bu söylemleri hemen hergün TV ekranlarında veya sosyal medyada fazlasıyla duyabilirsiniz. Yazar, yazılarında aktardığı bazı fikirlerini halen savunuyor mu merak ediyorum doğrusu. Örneğin, 11 Ağustos 2010 tarihinde gazetede yayımlanmış ve kitapta da yer verilmiş olan "Anahtar" yazısındaki fikirlerinin halen arkasında mı acaba? Yazının son paragrafında yer alan: "Adaletin nasıl tecelli edeceği meclisteki tartışmalardan bellidir. Bir adım daha ileri gidip meseleyi kökten halletmek lazımdır. Anahtar şudur: Bütün güç odakları, işveren ve işçi kuruluşları, partiler, ordu, Kürtler söz hakkı olan kim varsa oturup "Yeni ve sivil bir anayasa" yapmalıdır. Bu iş zor, hatta mümkün değil diyenler olabilir. Ee, oyuna giren kol sallar, zafer biraz da hasar ister." fikrine halen sahip midir yazar? Söz hakkı olan kim varsa, "Yeni ve sivil bir anayasa" yapmak için bir araya gelmeli mi ya da gelebilir mi? Yazar halen her kesime bu denli kucak açabilir mi? Yazıda da belirttiği gibi, "Yeni ve sivil bir anayasa" için hasara uğrayacağını bilse dahi zafer için uğraşabilir mi? Yazımın içeriği inceleme gibi olmadı sanırım. Sadece, okuduğum kitaptaki yazılar nedeniyle beynimde uçuşan soruları sordum. Aslında bu sorular sadece yazara yönelik değil. Başta kendim olmak üzere, herkese... Dün neredeydik, ne düşünüyorduk, ideallerimiz neydi? Bugün neredeyiz, ne düşünüyoruz ve
Vatan Yahut İnternetMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20141,548 okunma

Taner Tan

, bir kitap okudu
7/10
·264 syf.··
2020 18. kitabı
Mustafa Kutlu
7.7/10 · 1.548 okunma
Ölüm
Ne geçti eline, kendini böyle perişan etmekle, Eriyip bitersin, üzüm üzüm üzülmekle, Kasların sızım sızım sızlar, yorgunluktan, Ve yaklaşırsın kaçınılmaz sona! Kamışlıktaki kamış gibi kırılacaktır insanlık, Ölüm alıp götürür delikanlıların en iyisini, Genç kadınların en iyisini. Ölüm, hiç kimsenin görmediği, Yüzünü kimsenin fark etmediği, Sesini hiç kimsenin duymadığı, Zalim ölüm, Yok eder insanları! Ebediyen var olacak evler inşa ediyor muyuz? Sonsuza dek geçerli sözleşmeler imzalıyor muyuz? Ebediyen pay edilir mi bir miras? Sonsuza dek sürer gider mi kin? Irmak taşar mı sonsuza dek, Birdenbire hiçbir şey kalmaz geriye, Akarsuya karışan su sineklerinden, Güneşi gören yüzlerden. Uyuyan da birdir, ölen de! Asla çizilmez ölümün sureti, Yine de ezelden beri tutsağıdır onun insanoğlu!
Sayfa 186 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
VAY BE GILGAMIŞ , SEN NELERE KADİRSİN!
10/10
·185 syf.··
2020 16. kitabı
Ne acayip bir dünya değil mi? Yıllar yıllar önce Mezopotamya denilen tarihin en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapmış coğrafyada birileri yaşamış, taşlara yazı yazmış ve o yazılı taşların bir kısmı günümüze kadar ulaşarak bizim merakımızı kabartmış. Taş mı kesildin ey insan, hiç mi merak etmezsin? Herşeyden önce, bu koca destanı taşlara yontarak kaleme alan (çiviye alan da diyebiliriz :) ve binlerce yıl öncesinden bize eşsiz eserler bırakan o koca yazarların ve emektarların ruhları önünde saygıyla eğiliyorum. Dahası, binlerce yıl sonra bu eserleri bulmak için çalışan ve yazıları çözen bilim adamlarını da anmadan geçemiyorum. Destanın nelerden bahsettiği, kutsal kitaplarla arasındaki benzerliklerden kaynaklı tartışmaların neler olduğu, tarihsel yanının ne kadar önemli olduğu gibi konulara girmeyeceğim. Çokça tartışılmış ve konunun uzmanlarınca yazılıp çizilmiş. Binlerce yıl önce birileri bu topraklarda yaşamış, bir medeniyet inşaa etmiş, evlenmiş, yolculuk yapmış, üretmiş, savaşmış, eğlenmiş ve birbirlerine nesilden nesile aktarılan hikayeler, destanlar anlatmış ve bunları yazıya dökmüş. Ölümlüler ölümsüzlüğü aramış. Aynı bizim gibi. Bir yaratıcıya ve öldükten sonra diriltileceğine inanan, sonsuz bir cennet hayatını ümit eden de, bir yaratıcıya inanmayan, ateist olan da, reenkarnasyonla bir sinek ya da bir başka insan suretinde hayatına devam edeceğine inanan da ölümsüzlük istemez mi? İnsanoğlunun kıskançlığı, zalimliği, nefreti, muktedir olma hırsı bin yıllar önce de varmış, bugün de var değil mi? Ama bu kötülükleri en azından nötürlemeye çalışan, dostluk, fedakarlık, iyilik de var. Yüzyıllar geçiyor, zaman akıp gidiyor, coğrafya şekil değiştiriyor, şehirler bir kurulup bir yıkılıyor, isimler Gılgamış değil de Ali oluyor, John oluyor ama insanoğlunun prototipi,
Gılgamış DestanıAnonim · Anonim · 20117bin okunma