Tayfun Bal

Tayfun Bal
@TayfunBal
Tanrıların hiçbiri elle tutulur varlıklar olmadıklarına göre, icat edilmeleri neden gerekmiştir? Bu sorunun cevabını atalarımıza dönük bir kökende aramamız gerekecek. Bizi işbirlikçi avcılara dönüştüren evrimi geçirmeden önce, bizlerin de diğer maymun türlerinin bugün sahip oldukları toplum biçimine benzer sosyal gruplar içinde yaşamış olmamız gerekir. Bu ortamda her grubun yönetimi tek bir erkeğin hakimiyeti altındadır. Patron, hami odur ve grubun diğer üyelerinin onu yatıştırması gerekir, aksi halde cezalandırılırlar. Lider maymun aynı zamanda topluluğu dış tehlikelerden korumak ve iç çatışmaları çözümlemekle görevlidir. Topluluk üyelerinden her birinin hayatı, lider hayvanın çevresinde biçimlenir. Gücü, ona tanrı benzeri bir nitelik kazandırmıştır. Şimdi daha yakın atalarımıza dönelim. Başarılı bir toplu avlanma faaliyeti için şart olan işbirlikçi tutumun gelişmesiyle liderin otoritesinin (eğer grup üyelerinin pasif değil, aktif sadakatini devam ettirmek istiyorsa) önemli şekilde kısıtlanması gerekecektir. Onların kendisinden korkması değil, ona yardım etmek istemeleri şart olmuş ve şefin de "grup üyelerinden biri" olması gerekmiştir. Eski biçim tiran maymun, yerini hoşgörü sahibi, işbirlikçi maymun lidere bırakıyordu böylece. Bu aşama, evrinmekte olan yeni "karşılıklı yardımlaşma" örgütü için kaçınılmazdı, ancak beraberinde yeni bir sorun getirmekteydi. Topluluğun "1 numaralı üyesi"nin kesin hakimiyeti yerini "sınırlı" bir hakimiyete bırakacak; sorgusuz sualsiz bir itaat beklemekten vazgeçilecekti. Yeni sosyal sistemin şart koştuğu bu düzen değişikliği, eski sistemde bir boşluk bırakmıştı. Atalarımızdan kalma, grubu denetim altında tutan bir güçlü kişi gereksinimi hala duyuluyordu ve bu boşluğun icat edilen bir tanrıyla doldurulması zorunluluğu çıkmıştı ortaya,
Sayfa 178 - İnkılap Yayınevi - 6. Baskı·Kitabı okudu
Bilim
Reklam
Bizim türümüzde çocuksu davranışların itaatkar yetişkinlerce benimsenmesine en çok kur yapma döneminde rastlanır. Birbirine kur yapan çiftlerin "bebekçe" konuştukları görülür. Bu, ana-baba olmak yolunda oldukları için değil, çiftin birbirlerinde yumuşak, koruyucu "anaca", "babaca" duygular uyandırma, dolayısıyla saldırgan duyguları (yani, ürkütücü duyguları) bastırmaya çalışmalarındandır.
Sayfa 167 - İnkılap Yayınevi - 6. Baskı·Kitabı okudu
Bilim
Diğer hayvanlarda sık sık rastlanan bu son hareket, "yön değiştirme faaliyeti" olarak adlandırılır. Saldırganlık uyandıran nesne, yani rakip, doğrudan saldırılamayacak kadar ürkütücü olduğundan saldırganlık hareketleri bir başka nesneye, ürkütücü olmayan bir nesneye,örneğin, zararsız bir seyirciye (hepimizin başına gelmiştir böylesi), hatta cansız bir nesneye.yöneltilmektedir. Bu yollardan ikincisi seçildiğinde nesne, genellikle yumruğun şiddeti altında ezilir, parçalanır. Karı-koca kavgalarında kadının yere atıp kırdığı vazo, aslında kırık bir vazo değil, kocanın paramparça edilip dağıtılan kafasıdır. Şempanze ve gorillerde benzeri bir gösteri, çevrelerindeki dalları, yaprakları kırıp koparmak, etrafı tahrip etmek şeklini alır. Bu da önemli etkisi olan bir harekettir.
Sayfa 161 - İnkılap Yayınevi - 6. Baskı·Kitabı okudu
Bilim
Yetiştirme sürecini ikiye ayırıyoruz: Önceki içedönük dönem ve sonraki dışadönük dönem. Her ikisi de aynı derecede önemlidir. Bu konuda maymunlar üzerinde yapılan deneyler, davranışlar üzerinde, bize hayli bilgi verir. Başlangıçta çocuk, anne tarafından sevilmekte, ödüllendirilmekte, korunmaktadır. Böylelikle güvenliğin ne olduğunu öğrenir. İkinci aşamada ise, dışadönük olmaya teşvik edilir, diğer çocuklarla toplumsal ilişki kurmaya itilir. Ananın başlangıçtaki sevgisi azalmış ve koruyuculuğunu sadece ciddi panik hallerinde, bütün topluluğun tehlikeyle karşılaştığı zamanlarda göstermeye başlamıştır. Gerçek bir tehlike olmadığı zamanlar kıllı eteklerinin ucundan ayrılmamakta direnen çocuğunu cezalandırmaktadır artık. Böylelikle çocuk da gittikçe artan bağımsızlığını öğrenmeye ve kabul etmeye başlar. Bu durumun insan türü için de aynı şekilde geçerli olması gerekir. Bu iki dönemden herhangi birinde ana-baba bir yanlışlık yaparsa, çocuk gelecekte ciddi zorluklarla karşılaşacaktır. Eğer başlangıçta yeterince güven duymamış, ama dışa dönük hayatında başarılı davranışlarda bulunmuşsa, hayli kolaylıkla yeni toplumsal ilişkilere girebilecek, ancak bunları devam ettirmekte ya da derinlemesine bir ilişki kurmakta zorluk çekecektir. Eğer ilk aşamada güvenlik içinde büyümüş, sonraları da aşırı derecede korunmuşsa, yetişkin olarak yeni ilişkiler kurması zor olacak, ısrarla eski ilişkilerini sürdürmek isteyecektir.
Sayfa 139 - İnkılap Yayınevi - 6. Baskı·Kitabı okudu
Bilim
Anasını tanıma sürecinin sonucu, çocuk kendisini garip bir açmazda bulur. Eğer anne ona ürkütücü bir işaret yaparsa çocuğa, iki mesaj birden iletilmiş olur. Biri, "Ben annenim, özel koruyucun. Korkulacak bir şey yok" derken, ikincisi, "Dikkat et, burada bir tehlike var" demektedir. Çocuk, anasını birey olarak tanımazdan önce, böyle bir açmaza düşmez, çünkü ana, ürkütücü bir şey yaptığında, tehlike işareti veren bir kaynaktan başka bir anlam taşımamaktadır henüz. Oysa, şimdi "Tehlike var ama tehlike yok" gibi bir çifte işaret vermektedir. Ya da bir başka deyimle, "Tehlike var gibi görünebilir ama, işaret benden geldiğine göre ciddiye alman gerekmez" demektedir. Bunun da sonucu, çocuğun ağlamakla, anayı tanımanın getirdiği sevinç arası bir tepki vermesidir. Bu sihirli bileşim gülmeyi doğurur. (Daha doğrusu, doğurmuştur, evrimin bir döneminde. O zamandan bu yana değişmez, iyice gelişmiş, kendi başına bir tepki haline gelmiştir.)
Sayfa 113 - İnkılap Yayınevi - 6. Baskı·Kitabı okudu
Reklam