"Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. Saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Ürperiyorum. Bir atkestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. İçimde bir çocuk, yalınayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek. Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş, yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür Hanım?”
"Kendini gerçek kılmak isterken tükenen, gerçekliğin pürtük pürtük zeminine oturtmaya çalışırken taşlaşan düşler, düşlerimiz... Hep, sürekli, peşpeşe hayal kırıklığına uğradığımız için mi, hayallerimizi hepten kaybettik, kendimizi böylece, bir hayal yoksulu olarak kabullendik? Üzerinde çoktandır hiçbir şeyin bitmediği çorak bir varoluşla yetindik? Sistem miydi, kaderimiz olan bu coğrafya mıydı, insan türü ya da birebir insanlar mıydı, bize çaldığımız, zorlandığımız her kapının kulpunun elimizde kalacağını belleten? Ve dünya, onu koparıp alanların, gözünün yaşına bakmadan yutup yağmaya yağmalayanların dünyasıyken, bizim gerçeğimiz, kırık bir kapı kolu, karanlık bir eşik, el yordamıyla ararken düşürdüğümüz anahtar mıydı?"
"Kan Kanla Yıkanmaz.
Kan, ancak adalet duygusu, insani ve vicdani yaklaşımla yıkanabilir, temizlenebilir. Adalet anlayışının insani ve vicdani duyguların kaynağı da edebiyattır. Edebiyat, insanların birbirlerini daha iyi anlamalarının yolu, kültürlerin birlikteliğinin vazgeçilmez köprüsüdür."