Herkesin kendince cevabını veremediği,sorsa da tatmin edici cevap alamayacağı sorular vardır kafasında. Benim de buna benzer sorularım olmuştur hayatım boyunca. Kafamdaki soru girdaplarından bir kaçını Alman felsefeciler oluşturuyor.Dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama sanat eleştirmeni,toplum sosyolojisi,insan psikolojisi gibi... Genel olarak felsefe alanında Alman yazar hegomonyası var.
Örneği'in Diyalektik idealizm'in savunucusu olan Filozof Hegel,Emek-Sermaye konularında ustalaşmış,politik ekonomi konularında sayısı eserler vermiş,hakkında en fazla eser yazılmış yazarlarından biri olan Karl Marx,Felsefe'nin liderlerinden A.Schopenhauer, yukarıda saydığım yazarların bir çoğunu etkilemiş olan 'Felsefenin Babası' diye tabir edilen Immanuel Kant.Felsefe alanında aklıma gelenler.Bunlara roman yazarlarını da ekleyebiliriz.Bir yazarın çıkıp normal olarak diğerlerini etkilemesi gibi düşünürsek (Kant'ın kendinden sonraki felsefecileri etkilemesi gibi) sanki fazlaca düz mantık yapmış oluruz.Tarih kitaplarında denk geldiniz mi bilmiyorum, Almanya'nın siyasi birliğini tamamlayamadığından söz ederler.Tüm şehir devletleri siyasi birliğini tamamlarken Almanya kendi birliğini tamamlayamadığından bir çok çalkantılı süreçten geçmiştir.Zaten Rönesans ve Reform hareketlerine bakarsanız bu iki hareketin Alman toplumuna diğer toplumlara nazaran daha geç ulaştığını görebilirsiniz.Diğer toplumlar yeniliklerin tadını çıkarırken Alman toplumu kilisenin hegomonyası altında sefaletle uğraşıyordu. Değişimin geç ulaştığı bu sancılı süreç birçok toplumsal harekete neden olmuş bu sancılı süreçleri gözlemleyen bir çok yazar da bu konuda ustalaşan eserler vermiş diye düşünüyorum.Tıpkı Çar yönetimi altında ezilen Rus halkının bu acıklı tablosunu gören Rus yazarların (Bu tablonun içine birçok Rus