İtiraf etmeliyim ki Ayfer Tunç'u ne kadar çok sevsem de bu kitabını okumayı sürekli erteliyordum. Gerek kalınlığı gerekse içindeki karakterin fazla olması nedeniyle gözüm epey korkmuştu. Okuma zevkine güvendiğim iki arkadaşımın cesaretlendirmesiyle bir anda başlamaya karar verdim. ( eğer kitaplığınızda varsa öyle yapmanızı tavsiye ederim)
Eser ilk sayfasından itibaren tıpkı bir girdap gibi sizi içine çekiyor, kesinlikle elinden bırakmak istemiyorsun. Evet bir sürü karakter var ama o karakterler öyle bir işlenmiş ki siz nasıl birini tanıdınız nasıl ötekine geçtiniz anlamıyorsunuz bile. Uzun zamandır bu kadar keyif alarak elimden bırakamadan bir kitap okuduğumu hatırlamıyoruz.
Bildiğiniz gibi roman Karadeniz'de sırtını denize dönmüş yapısı ile dikkat çeken bir deliler evi etrafında dolanan insanları ele alıyor. Karakterler son derece gerçek ve hayatın içinden olduğu için hemen bağ kurabiliyorsunuz. (ayrıca zaten yaşadığımız dünya da bir deliler evi değil mi?)
Roman boyunca merak ettiğim konu ise yazarın sonunu nasıl bağlayacağı oldu, su gibi akıp giden bir roman nasıl bitebilir ki? Nitekim Ayfer Hanım o kısmı da ustalıkla hazırlamış. Roman başından sonuna her sayfasıyla okuru tatmin eden, severek okuduğumuz klasikleri aratmayacak nitelikte..
Kitaplığınızda varsa bekletmeden başlamanızı aklınızda varsa zaman kaybetmeden almanızı öneririm. Herkese keyifli okumalar diliyorum.
Diyaloglar etkinliği sebebi ile alıp okuduğum ve çok beğendiğim bir eser. Uzun zamandır bir kitabı bitirdikten sonra hazmedebilmek için zamana ihtiyaç duymamıştım. Bu incecik romanı hem okurken hem de okuduktan sonra anlayabilmek, sindirebilmek için zamana ihtiyacınız oluyor. Metin aslında anlatı şeklinde ilerliyor ve roman olarak sunulmasına biraz şaşırıyorsunuz ancak yazar yaşananları anlatırken arasına mesafe koymak için karakterlere ihtiyaç duyduğu için ve belki kurgu olaylara da ihtiyaç duyduğu için böyle bir yol seçmiş.
Kitaba başlamadan önce yazarın hayatını, annesini ve babasını biraz araştırmanızı tavsiye ederim. (şaşıracaksınız)
İnsan yaşadığı bir trajediyi nasıl anlatır? Anlatmaya gerek de yok aslında nasıl hatırlar mesela? Bölük pörçük, aklında kaldığı haliyle, hatta olaydan ziyade onda bıraktığı duygusuyla anımsar. Hatta hatırlama sırasında aklına başka zamana ait şeyler de gelir aralarda geçişler olur falan.. İşte bu romanın dili de tam olarak öyle. Anlatıcı yaşadığı bir trajediyi tam olarak hatırladığı gibi, kendi kendine sayıklar gibi anlatıyor. Dili bana biraz Thomas Bernhard'ı anımsattı. Kısa ve duygusu yüksek cümleleri ve anlatının ağırlığı ile Bernhard'ın kısa ama zor okunan kitaplarını hatırladım. Ben mutlaka dilimize çevrilen öteki kitaplarını da okumak isterim.
Genç Kız, 1983Linn Ullmann · Yapı Kredi Yayınları · 202583 okunma