K

K
@TheMorgana
3. Problem: Hedefler Mutluluğunuzu Kısıtlar
Her hedefin arkasındaki üstü örtülü varsayım şudur: "Hedefime ulaştığım zaman mutlu olacağım." Hedefi öne koyan zihniyetin sorunu, mutluluğu sürekli bir sonraki kilometre taşına kadar erteliyor olmanızdır.Dahası hedefler bir "ya şunu yaparım ya da başarısız olurum" çatışması yaratır. Ya hedefinize ulaşır ve başarılı olursunuz ya da çuvallar ve bir hayal kırıklığı olursunuz. Kendinizi zihinsel olarak mutluluğun dar bir versiyonunu hapsedersiniz. Bu yanlıştır. Hayattaki gerçek yolunuzun yola ilk çıktığınızda aklınızda olan yolculukla birebir örtüşmesi çok olası değildir. Başarıya giden pek çok yol varken tatmininizi tek bir senaryoda kısıtlamanın hiçbir anlamı yok. Panzehir sistemlere öncelik veren zihniyettir. Sonuçtan ziyade sürece aşık olduğunuzda kendinize mutlu olmaya izin vermek için beklemeniz gerekmez.
Sayfa 29
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Yemek pişirmenin icadı insanların daha çeşitli besinler yiyebilmesini, yeme işlemini daha kısa sürede yapabilmesini, ayrıca daha kısa bağırsak ve daha küçük dişlerle idare edebilmesini sağladı. Bazı araştırmacılar yemek pişirmenin icadıyla insanların sindirim sisteminin kısalması ve beyinlerinin büyümesi arasında doğrudan bir bağlantı bulunduğuna inanıyorlar. Uzun bağırsaklar ve büyük beyinler çok ciddi enerji tükettiklerinden, ikisine birden aynı anda sahip olmak çok zordur.
Endonezya'daki Java adasında "Solo Vadisi İnsanı" anlamına gelen Homo soloensis yaşamaktaydı. Bu tür de tropik yaşama uyumluydu. Diğer bir Endonezya adası Flores'te arkaik insanlar bir cüceleşme süreci geçirdi. İnsanlar Flores'e ilk defa deniz seviyesi olağanüstü derecede düşükken geldiler; bu esnada adaya anakaradan kolayca ulaşılabiliyordu. Denizler yeniden yükseldiğinde, bazı insanlar kaynakları çok kıt olan adalarda mahsur kaldılar. Daha çok yiyeceğe ihtiyacı olan büyük insanlar ilk önce öldüler, daha küçük yapılılarsa çok daha iyi hayatta kalabildiler ve Flores insanları nesiller boyunca cüceye dönüştüler. Bilim insanları tarafından Homo floresiensis olarak bilinen bu kendine mahsus tür ancak bir metre boya ulaşabiliyor ve 25 kilogramdan daha ağır olmuyordu. Buna karşılık taştan aletler yapabiliyor ve hatta zaman zaman adadaki filleri bile avlayabiliyorlardı (adil olmak gerekirse, adadaki filler de cüce bir türdü).
Dünyanın tüyleri taranmamış kedileri ve şaşı tavukları:
Tüyleri taranmamış kedi ve şaşı tavuk, ördek yavrusunun özlemlerini aptalca ve anlamsız bulur. Bu durum, kendileri gibi olmayanları hakir görenlerin hassaslığı ve değerlerine ilişkin çok doğru bir bakış açısı sunar. Kim bir kediden sudan hoşlanmasını bekleyebilir, kim bir tavuğun yüzmeye gitmesini bekleyebilir? Elbette kimse. Ama çok sık olarak dışlanan bakış açısından bakıldığında, insanların aynı olmadığı hallerde aşağı görülen dışlanandır. Ayrıca başkalarının sınırlılıkları, amaç ve itkileri de uygun bir şekilde tartılıp değerlendirilmez. Pekala bir insana daha az, ötekine daha çok ya da tartışmanın amaçları açısından vermemiz gerekenden daha çok önem vermek istemediğimizden sadece şunu söyleyelim ki, ördek yavrusu burada binlerce dışlanmış kadınla aynı şeyleri kendine beslemeyen kişilerle temelden uyumsuzluk yaşamıştır. Çoğu kadın fazla nazik ve teslimiyetçi davranışlarla uyumsuzluk kişisel olarak onların hatasıymış gibi alttan alsa da bu durum hiç kimsenin kendi hatası değildir. Böyle olduğunda mesafe koyduğu için özür dilemeye sürülen kadınlar görürüz. Sadece bir teşekkür ederim deyip ayrılmaktan korkan kadınlar görürüz. Kedilerin yüzemeyeceğini, tavukların suyun altına dalamayacağını anlamadan onlara tekrar tekrar hata olduklarını söyleyen birine kulak veren kadınlar görürüz.
Genel olarak kişinin erken bir dönemde dışlanmasının nedeni kendi hataları değildir. Bu durumu hızlandıran şeyler yanlış anlama, cehaletin acımasızlığı ya da başkalarının bilerek yaptığı kötülüklerdir. O zaman pisişenin temel benliği erken bir dönemde yaralanır. Böyle olduğunda kız çocuğu ailesinin ve kültürün kendisine yansıttığı negatif imgelerin tümüyle doğru olduğuna ve dahası bunların yanlılıktan, kanaatten ve kişisel tercihlerden tümüyle bağımsız olduğuna inanmaya başlar. Zayıf, çirkin, kabul edilemez olduğuna ve bunu ne kadar tersine çevirmeye çalışırsa çalışsın, bu gerçeğin değişmeyeceğine inanmaya başlar. Bir kız tam da çirkin ördek yavrusuna gördüğümüz nedenlerle dışlanır. Birçok kültürde kız çocuk doğduğunda bir beklenti oluşur. Belli tipte bir kişi olduğu ya da olacağı, geleneksel bir tarzda davranacağı, ailenin değerleriyle aynı olmasa bile en azından bu değerlere dayanan ve her halükarda dengeyi sarsmayacak olan belli bir değerler kümesine sahip olacağı düşünülür.