Modern Orta Doğulu ve Avrupalı insanların DNA’sının yüzde 1 ile 4’ünün Neandertal DNA’sı olduğu ortaya çıktı. Bu büyük bir oran değil, ama önemliydi. Birkaç ay sonra Denisova Mağarası’ndaki fosilleşmiş parmaktan alınan DNA’nın haritası çıkarıldığında ikinci şok geldi. Sonuçlar, modern Melanezyalıların ve Avustralyalı Aborjinlerin DNA’sının yüzde 6’ya varan oranda Denisova DNA’sı kökenli olduğunu ortaya koydu.
Yine de bu bulgular, yerine geçme teorisinin tamamen yanlış olduğu anlamına gelmez. Günümüzdeki insan genomunda sadece küçük bir miktar Neandertal ve Denisova DNA’sı bulunduğundan, sapiens ile diğer insan türleri arasında tam bir karışım bulunduğunu iddia edemeyiz. Her ne kadar aralarındaki farklar üretken çocuklar doğurmalarına engel olacak kadar büyük değilse de, bu tür ilişkilerin nadiren gerçekleşmesini sağlayacak kadar büyüktü.
uyumsuzluk, tepki ve hatta belki de soykırım bu teoriye göre sapienslerin ve diğer insanların farklı anatomileri vardı ve muhtemelen çiftleşme alışkanlıkları, hatta vücut kokuları bile farklıydı. Dolayısıyla birbirlerine cinsel ilgi duyma ihtimalleri düşüktü. Yanı sıra bir Neandertal Romeo ile sapiens jülyet aşık olsalar bile üretken çocuklar yapamazlardı. Çünkü iki tür arasında genetik uçurum çok büyüktü. Bu yüzden iki tür birbirinden tamamen ayrışmış olarak var oldular. Ve Neandertaller tamamen ölünce veya öldürülünce genleri de onlarla birlikte yok oldu. Bu görüşe göre sapiens diğer türlerle hiç karışmadan onların yerine geçti. Eğer gerçek bu şekildeyse günümüzdeki insanların tamamını soyu 70 bin yıl önce Güney Afrika'ya kadar götürülebilir. Bu durumda hepimiz saf sapiensleriz. Pek çok tartışmanın dayanağı bu konudur. Evrim açısından bakarsak 70 bin yıl görece kısa bir zaman dilimidir. Eğer yerine geçme teorisi doğruysa, yaşayan tüm insanlar aşağı yukarı aynı genetiğe sahiptir ve aralarında ırksal farklılıklar önemsiz kabul edilebilir. Ama eğer karışım teorisi doğruysa, Afrikalılar, Avrupalılar ve Asyalılar arasında yüz binlerce yıl geriye giden genetik farklılıklar vardır. Bu çıkarım siyasi açıdan çok riskli çünkü saatli bomba gibi patlamaya hazır ırk teorilerine malzeme sağlıyor.
Ancak güzelliklerine ve güçlü kalma yeteneklerine rağmen Kurtlar için kimi zaman şöyle sözedilir: "Ah, çok açsın, dişlerin çok keskin, arzuların çok yoğun." Kurtlar gibi kadınlarla ilgili olarak da bazen sadece belli huyların, sadece belli kısıtlı arzular kabul edilebilirmiş gibi konuşulur. Bu tavra genellikle kadının büyüklüğü, boyu, yürüyüşü ve şeklinin tek ya da istisnai bir ideale uygun olup olmadığına göre ahlaki bir iyilik ya da kötülük tutumu eklenir. Tek bir güzellik ve davranışın idealine uyan huy, tavır ve çerçevelere sokulmaya çalışılan kadınlar hem beden hem de ruh açısından tutsak düşer ve bir daha özgürleşemezler.