Hayatınızda yaptığınız neredeyse her şey bu duygudan kaçmak içindi. Onu yok etmek için sizin dışınızdaki her şeyi kullandınız. Duygunuzu kabullenin ve onu bedeninizde bir enerji olarak hissedin.
Bu duygu, bir kimlik yaratmak için çevrenizde bildiğiniz her şeyi, uygun hale getirmeniz için sizi motive etti. Bu duygudan dolayı, kendiniz için bir ideal yaratmak yerine dünya için bir ideal yarattınız.
Bu duygu sizin gerçekte kim olduğunuzdur. Onu tanıyın. Bu, kişiliğinizin ezberlediğiniz pek çok maskesinden biridir. Yaşamınızdaki bir olaya verdiğiniz duygusal bir tepkiyle başladı, bir ruh haline, sonra bir mizaca dönüştü ve sonunda kişiliğinizi yarattı. Bu duygu kendinizin anısına dönüştü. Geleceğiniz hakkında söyleyecek hiçbir şeyi yoktur. Ona olan bağlılığınız, zihinsel ve fiziksel olarak geçmişinize bağlı olduğunuzu gösterir.
Duygular tecrübelerin nihai ürünleriyse, o zaman her gün aynı duyguya kucak açarak, beden dış dünyanızın aynı kaldığına inanır. Ve eğer bedeniniz çevrenizdeki aynı koşulları yeniden tecrübe etmeye koşullandırılırsa, asla gelişemez ve değişemezsiniz. Her gün bu duyguyla yaşadığınız sürece yalnızca geçmişte düşünebilirsiniz.
Modern insanlar da dahil olmak üzere, hayvanlar nadiren uzun vadeli faydalara dayalı seçimler yapar. Bu bakımdan, atalarımız yemek pişirmeye ne zaman başlamış olursa olsun, bunu pişmiş gıdalar çiğ gıdalardan daha leziz olduğu için yaptıkları öne sürülüyor.
Çiğ memeli veya kuş etine kıyasla, ister yumuşakçalar olsun, isterse kabuklular olsun, kabuklu deniz hayvanlarının etinin sindirimi daha kolaydır. Kuşların ve memelilerin etinin çiğnenmesini zorlaştıran şey, bağ dokudaki kolajendir. (Kolajen aynı zamanda bu etlerin sulu olmasının da nedenidir. Etteki bağ doku, pişirme sırasında jelatin gibi olur.)
Aşçılık büyük çaplı bir evrimsel yeniliktir. Buna doğada nadir rastlanır. Mevcut türlerin hiçbirinde şempanzeler ve insanlarda olduğu kadar gelişmemiştir.
İrade Terbiyesi, bir karakter eğitimi ve ahlak inşası metni. Özellikle de gençlik dönemine odaklanıyor. Yazar, insanın lise ve üniversite yıllarında zihinsel ve ahlaki olarak en kırılgan döneminden geçtiğini düşünüyor. Çünkü bu yaşlarda insan hem özgürlüğü ilk kez ciddi anlamda tadıyor hem de arzularıyla ilk kez baş başa kalıyor.
Kitabın temel meselesi iradeye yön vermek. Yani insanın içinde tembellik, hazcılık, cinsellik, erteleme gibi dürtülerin doğal olduğunu kabul ediyor; fakat bunların kontrolsüz bırakıldığında insanın karakterini parçaladığını söylüyor. Özellikle uzun vadeli emek isteyen düşünsel üretimin — ders çalışmak, okumak, düşünmek, kendini geliştirmek — kısa süreli hazlarla sürekli savaştığını anlatıyor.
Bu yüzden kitapta özellikle gençleri uyarmaya çalışan bir “öğretmen” tonu hissettim.Sanki deneyimli bir hoca, öğrencisinin omzuna elini koyup ona şöyle diyor:
“Şu an önemsiz sandığın alışkanlıklar, ileride karakterin olacak.” O yüzden o yaşlarda kişilerin okuması çok daha iyi olacaktır.
Yazarın en dikkat çekici taraflarından biri, ahlaki çöküşü yalnızca büyük günahlar veya dramatik olaylarla açıklamaması. Ona göre çöküş; küçük tavizlerle, rahatlığa alışarak, zihni sürekli oyalayarak başlıyor. Tembellik burada sadece çalışmamak değil; insanın kendi potansiyelinden kaçması anlamına geliyor.
Cinsellik konusunda da tamamen baskıcı bir yerden değil, kontrolsüz arzunun insanın zihinsel enerjisini dağıttığını düşündüğü için yaklaşmış gibi. Bana biraz fazla katı geldi, ancak insanın sürekli haz peşinde koşmasının, derinlikli bir hayat kurmasını zorlaştırdığı düşüncesi hâlâ güncelleğini koruyor.
Kitabın sevdiğim yanı, iradeyi sürekli motivasyonla değil; alışkanlıklarla, çevreyle, tekrarlarla ve küçük disiplinlerle gelişen bir şey olarak görmesi. İnsan