Murat Uyurkulak’ın bir intikam romanı adı altında yayımladığı kitabın adı.
“Devrim, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi.” cümlesi ile başlayıp, “bir ihtimal olduğunda devrim ne kadar da güzel.” cümleleri eşliğinde bitiyor roman.
Olay örgüsü başlarda inanılmaz karmaşık. Ne zaman, nerde, kimden bahsedildiğini anlamak için oturup biraz düşünmek gerekiyor. Ama karakterleri tanıyınca, karakterlerin iç dünyalarıyla yüzleşince su gibi akıp gidiyor. Şair’den, ahmed’den, ismail’den, yüksel’den, esmer’den, ada’dan ve daha bir sürü insandan kopulamıyor kitap bittikten bir süre sonra.
Yer yer sıkan, okumaktan bıktıran, yer yer kendi alemine çeken, elden düşürülemeyen güzel bir roman.
“Çünkü sıkıntı öldürür. Ve ama sıkıntı öldürüyor. Acı ve öfke değil, ama sıkıntı öldürüyor. Çok geçici, anlık, masum, makul olabiliyor sıkıntı, ama öldürüyor. Sıkıntı eğlence istiyor, tatil istiyor çünkü. Tatil çoğulluğa, çoğulluk gövdelere, yeni kelimelere, yeni yüzlere yol açarak öldürüyor. Sıkıntı davet ediyor, açıyor. Acı ortak olmayanı defediyor, kapatıyor. Sıkıntı çözüyor, öfke bağlıyor. Sıkıntı plan program demek çünkü. Program yazlıklara savuruyor, sayfiyelere, yumuşak içkilere, pahalı yemeklere yol açarak çözüyor. Acı kendi yasasını durmadan fısıldıyor, öfke hatırlatıyor oysa: dağılmayın, unutmayın, yetinin, oturun oturduğunuz yerde. Ama sıkıntı savuruyor, parçalıyor, gebertiyor. Sıkıntı kutlamalar, şenlikler istiyor çünkü. Sıkıntı ille de dans diyor, kahkaha diyor, acının da öfkenin de içini boşaltıyor. Acı ve öfke korkuyu yeniyor, sıkıntı okşuyor. Sıkıntı arzuyu kaşıyor, acı ve öfke terbiye ediyor. Acı değil, öfke değil, sıkıntı öldürüyor. “
“Yirmi otuz saniye... insanın hayatını yirmi otuz yıl değiştirmiyor, ama yirmi otuz saniye değiştiriyor.”
“Bazı ruhlar tanrı katına bir miktar daha