Var mı dünyada günah işlemeyen, söyle;
Yaşanır mı hiç dünyada günah işlemeden, söyle; 
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.
Ömer Hayyam

Le Monde Illustre gibi dergilerdeki çizimlerde görülen şatafat, yavaş yavaş Osmanlı’nın özgüvenini sarsmaya başlamıştı. Avrupa modasının karşı konulmaz rüzgârı bu mistik Şark Diyarı’nı da etkisi altına almıştı. Özellikle İstanbul’da bir Frenk modasıdır alıp başını gitmişti. Bu modadan en çok etkilenen de saraydı.
Bu insanlar Amerikan Kızılderili kabilelerinde olduğu gibi çember biçiminde oturmaya çok önem veriyorlardı, çünkü bu şekilde çevremizdekileri, daha da önemlisi tam karşımızda oturan kişiyi iyice gözlemleyebileceğimize inanıyorlardı. Tam karşımızda oturan kişinin bizim bir yansımamız olduğunu düşünüyorlardı. O kişide gördüğümüz ve beğendiğimiz nitelikler, bizde de olan ve daha da güçlendirmek istediğimiz niteliklerdi. Bunun tam tersine, o kişide hoşlanmadığımız davranışlar ve tavırlar da bizim üzerimizde durmamız gereken yönlerimizdi. Kendi varlığımızda aynı gücü ya da güçsüzlüğü hissetmezsek, karşıdaki kişinin iyi veya kötü niteliklerini yargılamamız olanaksızdır.