Sahi vatan neydi?
İttihat ve Terakki cemiyeti idealleri bakımdan bu topraklarda demokrasi, parlamento, özgürlük, eşitlik, adalet gibi kavramların gelişmesinde önemli rol oynar. Fakat bu ideallerin uygulamasında aynı şeyi söylemek mümkün değil, özelikle Enver Paşa'nın yönetimde söz sahibi olması ile birlikte cemiyet askeri bir mantık ile yönetiliyor. Ülke tarihinin ilk askerî darbesi, sopalı seçimler, Ermeni techiri, ülkenin savaşa sürüklenmesi, büyük bir mağlubiyet, ülkeyi terk eden kadrolar ve cemiyet ortadan kalkar.
Kitabın ilk bölümünde ittihatçilere büyük bir hayranlık duyduğumu söyleyebilirim. Onlarca yıl ülkeyi demir yumruk ile yöneten, baskıcı Abdülhamid rejimine karşı, eşitlik, adalet, özgürlük şiarı ile direnen, ülkeye parlamenter demokrasiyi oturtmaya çalışan bu kadrolara hayranlık duymamak elde değil. Fakat kitabın ilerleyen sayfalarında eşitlik, özgürlük, adalet gibi vaadlerin yerini, yine baskıcı bir rejim alıyor. Özellikle Ermeni tehciri ve muhaliflere yapılan baskılar bunun somut örneklerinden.
Lord Acton "İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlak yozlaştırır" der, kitabı okuyunca ne kadar haklı olduğunu anladım. İdealleri için yıllarca zulüm gören, öldürülen, sürgüne gönderilenler iktidar kendisine geçince daha acımasız oluyor. Sadece İttihat Terakki için değil bu topraklarda iktidar olan herkes aynı şeyi yaptı.
Genel konudan kahramanımıza dönecek olursak, Şehsuvar Sami ömrünü meşrutiyete adamış, bunun için Abdülhamid rejimine direnmiş, işgal yıllarında işgalci İngiliz güçlerine karşı savaşmış bir ittihatçidir. Selanik'ten İstanbul'a uzanan tüm bu ömrü boyunca ne kadar zor şartlarda kalırsa kalsın unutamadığı tek bir şey var, Ester!
İdealleri ve 'vatanı' için sevdiği kadından, doğduğu şehirden vazgeçen Şehsuvar yıllar sonra anlar ki gerçek vatanı