Başlıkta da yazdığım gibi türlü ruh hallerine girdim. Uzun zamandır bu kadar yoran bir kitap okumamıştım. Sayfa sayısının fazlalığı değil, aynı zamanda, benim zamanımında çok kısıtlı olması(askerim) yüzünden yordu beni.
Tolstoy her zamanki gibi dönemin sorunlarına, olaylarına ve genel olarak yaptığı inanç meselesine yine yer yer değinmiş. Fakat bu kitap bambaşka. Sinir krizine soktuğu anlar da oldu, mutlu eden anlar da... Bunun sebebi ise hem karakter hem de genel duyguların mükemmel tasvirleri. Yani şöyle açıklayayım; örnek olarak Dostoyevski veya Stefan Zweig de çok başarılı duygu tasvirleri yapan büyük yazarlar. Hatta o kadar detaya giriyorlar ki karakterler ile empati kurabiliyoruz. Tolstoy ise sade ve gerçekçi olarak bu tasvirleri yapmış(Bana göre!). Kelimeleri seçmesi, kelimelerin sıralanışı, olayın akışına göre kare kare anlatımı o kadar gerçekçi ki, bir karakter sinirli ise buna kesinlikle inanıyorsunuz. Tüm duyguların gerçek olduğunu kuşku götürmez şekilde hissediyorsunuz. Ve bunları aşırı detaya girmeden yapmak yazarlığın çok başka bir boyutudur.
Hikayede ki birkaç karakterlere değinecek olursak;
Anna, tamamen suçlu fakat cesur. Sosyetenin bir kısmının yaptığı entrikaları, gizli aşkları o, açıkça ilan ederek yapıyor. Toplumun tabularına karşı gelerek hissettiği aşkın peşinden gidiyor ve sonunda o aşk kendisini öldürüyor.
Levin ve Kiti; benim favori karakterlerim oldular, özellikle Levin her ne kadar saçma kıskanlık krizlerine girerek ve kuruntularla sevdiğini bazen üzmüş olsa da belki de kalbi en temiz karakter diyebilirim. Kiti ise biraz daha çocukça ve masum bir karakter. İkisinin mutlu bir evlilik yapmalarına o kadar sevindim ki bir ara sürekli olarak onların hikayelerinin anlatıldığı kısımlara gelmek istedim.
Kitap uzun, bana göre olmasa da olur