Sakar, gerçek bir olaya dayanan kurgusuyla kısa ama vurucu bir roman. Diana adlı kız çocuğuna ailesi tarafından uygulanan şiddet, olaylara dolaylı yoldan tanık olanların gözlemleri eşliğinde belgesel tadında anlatılıyor. Anneanne, teyze, öğretmenler, doktorlar, bazı yetkililer gözünden Diana’nın yaşadıklarını ve bu tanıkların şüphelerini okuyoruz. Aslında herkesin şüphesi ortak, bulgular da çok net fakat ailenin dehşete düşüren soğukkanlılığı ve kendilerini maskelemesi süreci uzattıkça uzatıyor.
Aslında bu kitaba direkt roman demek de çok doğru mu bilemiyorum. Roman tekniğinden çok daha farklı, vurucu bir teknik kullanılmış. Olaylar başkalarının ağzından anlatılırken zaman zaman diyaloğa dönülürcesine geçişler konmuş. Kitabı okurken sanki bu tanıkları sorgular gibi, onlara bir mikrofon uzatmış da olayı dinler gibi hissediyorsunuz. Bu açıdan yazarın tarzını çok başarılı bulduğumu söylemek isterim.
Daha en başından Diana’nın doğumu ve annesi ile babasının ilişkisi sorunlu görünüyor. Buradaki detayları vererek okuma zevkinizi kaçırmak istemiyorum. Annesinin Diana’ya olan tutumu daha en başından hastalıklı. Olayların devamında Diana neden bu şiddete maruz kalıyor, onunla zorları nedir beni kitabın sonuna kadar bu düşündürdü. Yazar, Diana’nın yaşadıklarını dolaylı yoldan anlatsa da şiddeti gözümüzün önüne tüm çıplaklığıyla sermese de anlatılanlar okuru zorlayacak cinsten. Özellikle ailenin tüm şüpheleri boşa çıkarmak adına gizlendiği doğallık maskesi ürkütücü. Çocuğa uygulanan manipülasyon ve çocuğun her defasında büyük bir doğallıkla bastırdığı korkusu da aynı şekilde ürkütücü.
Tanıkların elinden geleni yapmasına rağmen sonuca varamaması, âdeta bir duvara çarpar gibi her defasına belli bir noktadan ileri gidememesi dikkat çekici. Ailenin kötülüğü o kadar profesyonel ki