Onur Biçer

Onur Biçer
@Tolkien_
Kitap içerikleri paylaştığım YouTube kanalıma ulaşmak için: youtube.com/@OnurunKitapligi Instagram hesabıma ulaşmak için: instagram.com/onurun_kitaplig...
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
Yüksek lisans
İstanbul
İstanbul, 5 Mart 1990
334 okur puanı
Ekim 2020 tarihinde katıldı
‘’Alnının ortasına ateş ettim.’’
9/10
·104 syf.··
2024 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2024 15:19
İşte Böyle Oldu, sonu başından belli olan bir roman. Daha ilk paragraftan itibaren her şeyi biliyorsunuz: ‘’Alnının ortasına ateş ettim.’’ Bu ifade leitmotiv tekniğine bir örnek gibi, özellikle anlatımın ilk bölümünde aralıklarla tekrar ediyor. Romanın anlatıcısı, aynı zamanda başkahraman olan isimsiz kadın. Kahraman bakış açısıyla, birinci şahsın anlatımı tercih edilmiş. Olayları bizzat yaşayan isimsiz kadın, bu olayları eğmeden, bükmeden, romantize etmeden olduğu gibi, tüm gerçekliğiyle anlatıyor. Bence anlatımı etkili kılan da bu üslup olmuş. Kahramanımız eşini öldürdükten sonra evden çıkar, karmaşık duygular içerisindedir. Kitabın adı gibi, işte böyle oldu diyerek bir banka oturur ve sanki bizlere içini dökmeye başlar. Bu, sonun başından söylenmesi ve geriye dönüş tekniği bana Kırmızı Pazartesi’yi hatırlattı. Orada da Santiago Nasar’ın öldürülmesini başından öğreniriz ama buna rağmen büyük bir merakla okuruz. Bu romanı da aynı merakla okuyor, bu can alıcı bilgiye rağmen okuma arzumuzda bir azalma hissetmiyoruz. Bu bence kadının eşini öldürecek raddeye nasıl geldiğini çokça merak etmemizle alakalı. Kadın, bir öğretmendir. İyi bir aileden geldiği söylenebilir. Bu hanım hanımcık insan, nasıl olur da eşini silahla vurup öldürecek duruma gelir? Okuduğunuz her sayfada bunu anlamaya, hatta zaman zaman kadına hak vermeye çalışıyorsunuz. Kadının yaşadığı çaresizlik, aldığı yanlış kararlar ve aşkından bir türlü vazgeçemeyişi düştüğü durumu özetliyor. Zaman zaman kendisine hak vermekle birlikte çokça da kızdım. İnsan, âşık olduğu vakit birçok şeyi göremeyebiliyor, âdeta geçici bir körlük hissiyle çok bariz yanlışları dahi görmek istemiyor, kabullenmiyor. Fakat bir yerden sonra insanın kendini koruması, son noktaya geldiğinde radikal kararlar alması gerekiyor. Hiç değilse
İşte Böyle OlduNatalia Ginzburg · Can Yayınları · 20222,676 okunma
Reklam

Onur Biçer

, bir kitap okudu
9/10
·104 syf.··
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2024 15:19
·
2024 3. kitabı
Natalia Ginzburg
7.9/10 · 2.676 okunma
Berkowickz Kim?
9/10
·96 syf.··
2024 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2024 22:39
Baştan uyarayım, incelememi biraz içerik bilgisi vererek yapacağım. Roman, başka türlüsüne pek müsaade etmiyor, üzgünüm. Profesör Mario Rota, dil bilimi üzerine çalışan bir hocadır. Rota, çok uzun zamandır herhangi bir makale yayımlamamış, biraz bıkkın, aşk hayatı da pek parlak olmayan, orta yaşlarını yavaş yavaş geride bırakan bir adam. İtalyan hükümeti tarafından kendisine Dil bilim doktorasını tamamlayacağı bir burs verilen Rota, 1981’de Amerika’ya gider. Burada tanıştığı Lisa ile evlense de çok kısa sürede evlilikleri son bulur. Rota’nın geçmişine zaman zaman uzanan romanda, asıl kilit karakter Daniel Berkowickz’dir. Rota, bir sabah çıktığı koşuda bileğini burkar. Acı içinde eve döner ve kapıda ev sahibi ile birlikte bir adam görür. Bu adam, romana adını veren kiracının ta kendisi, yani Berkowickz’dir. Kendisi, Rota’nın yeni komşusu, karşı dairesinin yeni sakinidir. Bununla da kalmaz, Rota ile aynı okula hoca olarak gelmiştir. Kendisi çok başarılı bir hocadır, herkes daha en başından kendisine hayrandır. Buna Rota’nın sevgilisi de dâhildir. Bu andan itibaren Rota için her şey bir kâbusa dönmeye başlar. Berkowickz’in sadece komşusu değil, aynı zamanda en büyük rakibi olduğunu kısa süre sonra anlayacaktır. Önce odasını, sonra derslerinin büyük kısmını, son olarak sevgilisini ve dostlarını Berkowickz’e kaptıran Rota âdeta sudan çıkmış balık misali neye uğradığını şaşırır. Berkowickz’in gelişiyle okuldaki işleyiş de değişmiştir. Hocaların denetlenmesine ve yeni çalışmalar yapmasına yönelik bir dizi önlem alınması gündemdedir. Rota, her geçen gün dışlandığını, itibarsızlaştırıldığını hisseder. Bunu da ev sahibinden tutun da sevgilisine kadar herkesin davranışlarında görür. Sanki Rota’nın ayağının burkulduğu andan itibaren bir şeyler olmuş, her şey birdenbire kötüye
KiracıJavier Cercas · Everest Yayınları · 2022871 okunma
Bir Garip Salgın: Dans Vebası
8/10
·104 syf.··
2024 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2024 15:43
Yıl 1518, Strasbourg’dayız. Açlık, sefalet, kara veba, savaşlar, reform hareketleri derken kendimizi büyük bir kaosun ortasında buluyoruz. Roman, oldukça çarpıcı bir sahneyle başlıyor. Bir annenin sırf bu açlık ve çaresizlik içinde yemek zorunda kalmasınlar diye, çocuğunu nehre attığını görüyoruz. İşte bu annenin başlattığı ölüm dansı, tüm Strasbourg’a yayılıyor. Herkesi etkilemiyor fakat bulaşıcı bir hastalık gibi, her geçen gün dans edenlerin sayısı artıyor. Nasıl yayılıyor bu hastalık, bilinmiyor. Bazıları temasla yayıldığını iddia etse de net bir teşhis konamıyor. Şehrin ileri gelenleri de çaresiz. Şehrin belediye başkanı, piskoposu, diğer yöneticileri ve tabii tabipleri bu salgına çare bulamıyor. Çeşitli önerilerde bulunsalar da hiçbiri çare olmuyor. Romanda anlatılan bu olay, gerçekte de yaşanmış. Aslında hikâyeyi çarpıcı kılan da bu. İnsanlar istemsizce nasıl dans edebilir? Yerlere düşene kadar, aç biilaç, ayakları yara bere içinde, bacakları tutmaz olana kadar nasıl devam edebilirler buna? Buna günümüz bilim insanları bile hâlâ kesin bir teşhis koyamıyormuş. Ortaya çeşitli teoriler atılsa da bana en mantıklı geleni; bunun toplumsal bir histeri, bir depresyon hâli olduğu. Bu depresyon hâliyle insanların transa geçtiği ve dans ettiği düşünülebilir. Kaldı ki insanların bu dans başlayana kadar yaşadıkları dehşetli olaylar düşünüldüğünde verdikleri tepkinin pek de haksız olmadığını görebiliriz. Açlıktan kâğıt yiyen, pis sular içen hatta hastalıklı insan eti yemek zorunda kalan insanlardan bahsediyoruz. Bu dans hastalığına ‘’dans vebası’’ adı veriliyor. Şehrin ileri gelenleri çeşitli yollarla bu hastalığın önüne geçmeye çalışsa da başarılı olamıyor. Şehir, bu hastalıkla uğraşırken bir yandan da Türklerin şehre saldıracağı yönünde korkular var. Sağlıksız koşullarda
Dansa DavetJean Teule · Sel Yayıncılık · 202011,1bin okunma