İlk kadın romancılarımızdan Fatma Aliye’nin Udi romanı hakkında bir şeyler söylemek isterim.
Roman, 1899 yılında önce İkdam gazetesinde tefrika edilir, sonrasında İkdam Matbaası’nda basılır. Konu bakımından klasik Tanzimat Dönemi romanlarını andıran bu romanda, başkahraman Bedia’nın müziğe ve uduna düşkünlüğü ile yaşadığı aşkın acıları birlikte işlenmiş. Kitabın adı Udi olunca hâliyle konunun daha çok kahramanın müzisyenliği üzerinden ilerleyeceğini düşünüyorsunuz fakat bence aldatılan bir kadının sevdiği adamla haysiyeti arasında bocalamasından ibaret bir konusu var. Ut, Bedia için hayatının anlamı olsa da romanda Bedia’nın her hareketi eşi kaynaklıdır. Konuya çok girmeden romanla alakalı bazı eleştirilerimi paylaşmak istiyorum.
Roman, Tanzimat romanlarının tüm klişelerine sahip. Tesadüfler, anlık gelişen olaylar, her şeyin çabucak gerçekleşmesi, Ahmet Mithat’ta da sıkça gördüğümüz romanın akışını keserek bilgi verme gibi özellikler mevcut. Maalesef 1870’lerde görülen ilk romanlarımızdaki acemilikler, teknik kusurlar bu romanda da devam ediyor. Aynı yıllarda yazılmış Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu gibi romanlar düşünüldüğünde bu eserin teknik bakımdan çok zayıf olduğu söylenebilir.
Özellikle Bedia’nın babası Nazmi Bey’in çocuklarına içki konusunda öğütler verirken kendisinin gizli gizli içmesi ve bunu tüm ev halkının bilmesi ancak ses çıkarmaması bana komik geldi. Bedia ile Helula arasındaki o ‘‘tesadüfi’’ karşılaşma ve sonrasındaki diyaloglar da bence basitti. Helula, sanki hayatının anlamını Bedia sayesinde bulmuş gibi davranır ama din ve isim değiştirmesine kadar uzayan bu süreçte acaba Bedia ne kadar etkili olmuştur? Kahramanların ölümleri, hayatlarındaki değişimler çok çabuk, hiçbir derinlik olmadan gerçekleşiyor. Bunların hepsi eksiklik fakat o dönemin ilk