Bana bakın, evim yok, vatanım yok, servetim yok, hizmetçilerim yok. Yerde uyurum. Ne karım, ne çocuklarım, ne kafamı sokacak bir barınağım var. Sadece toprak, gökyüzü ve bir de eski bir harmani. Ee, neyden mahrumum ki ben? Keder, korku işliyor mu bana? Özgür değil miyim şimdi ben?
Ben keyfimce yürümeyi, canım istediğinde de durmayı severim. Bana seyyar bir yaşam gerek. Güzel bir havada, güzel bir ülkede telaşa gelmeden yol yürümek ve yürüyüşün sonunda da hoş bir manzarayla karşılaşmak, onca yaşam tarzı arasında zevkime en uygun olanı.
Gerçek şu ki ruhun doluluğu bazen dilin mutlak yavanlığı halinde taşabilir, çünkü hiçbirimiz ihtiyaçlarımızın ya da düşüncelerimizin ya da kederlerimizin tam ölçüsünü hiçbir zaman ifade edemeyiz ve insan konuşması, biz yıldızları eritecek bir müzik yapmayı özlerken, ayıların dans etmesi için üzerinde kaba vuruşlarla tempo tuttuğumuz çatlak bir dümbeleğe benzer.