Bir zamanlar bir yuvam olduğunu dile getiriyorum, anne. Şimdi yuvam yok oysa. İşte bu dile getirdiğim, bu türküde. Bir sesim vardı, diyorum, bir dilim de, anne.
Sonunda bir topluluk seçmiştim kendime. Yazılı işaretlerle anlaşan, birbirlerine kitaplar aracılığıyla pusulalar bırakan, küçük, ama en önemlisi birbirinden sorumsuz birer koloni üyesi olarak birbirimizi hiç tanımasak da bir tek kitabın çevresinde tanış çıkabilecektik.
Eserin başında, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın daha önceki yıllarda çıkardığı şiirlerinden oluşan seçkilerle başlıyor. Devamı nesir biçiminde belirtilmiş olsa bile şiirsel akımın büyüsüyle yazılar sizi içine hapsediyor.
Aşkla ilgili o denli hoş, zarif cümleler kurmuş ki Ümit Yaşar Oğuzcan , insanı kitabın ortasında durdurup aşk denen duygu bu derece naif ve bulutların üstünde hissettirebilir mi gerçekten ya da neden kimse bana böyle güçlü bir aşk duymuyor? diye düşündürüyor...
Kitabın arka kapak yazısı, kırılma noktasıydı benim için “Bütün korkulardan bir bir kurtulacaksın. Endişelerin, yerini engin bir iç rahatlığına bırakacak.” tamamıyla eseri özetleyen ve yazarın içsel savaşını anlatan bir kesit olmuş.
Mihriban’a yazdığı mektuplarında “Yemin ediyorum, seni her geçen yıl daha çok seveceğim Mihriban.” ve “Sen hükmedemediğim kaderimsin benim, silemediğim alın yazımsın.” derken de Mihriban’a duyduğu sonsuz güven ve bağlılığını hissettiriyor...