Bazen mesela dilinin ucuna gelen her şeyi konuşmamayı öğretiyor hayat ona, bazen de hiçbir şeyi içinde tutmamayı. Suyun içinde yürüdükçe özveriyi, nezaketi, anlayışı ve ağırbaşlılığı tadıyor. Her birinde bir ufak dalga gelip dizlerine, kasıklarına, karnına çarpıyor, insan her biriyle yeniden ürperiyor.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Erdemin en belirgin göstergesi sürekli olmasıdır. Daima huzurlu ve sakindir. Erdem ulaşılmaz Kafdağı'nın tepesinde değildir. Yaklaşan tutar, tıpkı verimli güzel kırlardaki çiçekler gibidir. . . Ulaşan için yol çiçekli, gölgeliktir. Yüce erdemden uzak olanlar içinse ulaşılamaz, korkutucu, tehlikeli yollardan geçilen, kayalıkların arkasında bir yerdeymiş gibi bir resim çizilidir. İnsanların korktuğu bir hayalettir."
Ağzımızdan çıkan sözlerden bir ömür mesulmüşüz gibi bir çağdayız. Ne tuhaf. Hâlbuki insanın fikri de değişir zihni de, aksi hâlde sözlerimizin mahkûmu olmaz mıydık?
Mehmet CelalKuşdili'nde , "Bir gün gelir, uçsuz bucaksız denizlerin hiddetli dalgaları bile çırpına çırpına bir sahilde kırılır, düşer. Zaten hayat böyle değişmese yaşamak neye yarar?" der. Hata yapmak insan olmaktır.
Abdülhamit Kırmızı çok güzel ifade ediyor:
“Bir kitabı ikinci kez okuduğunda o artık aynı kitap değildir. Bu sefer başka hâlet-i ruhiyedesin; sen değiştin, o kitabı idrakin de değişti”. Ve ekliyor, “Belki de her romanı yazarın kaleme aldığı yaşta okumak lazım. Erken okumaya
kurban gitmesin satırlar”.