Evvelce adı az bilenen yazarın edebiyat dünyasındaki yerinden bahsetmek istiyorum. Eski Türk edebiyatı Doğuya bağlı olan Tanzimatçı yazarlar ile onların karşıtı olan Servet-i Fünun yazarlarından oluşmaktaydı. Biri Doğuyu anlatırken diğeri ısrarla Batıyı anlatıyordu. İşte böylesi bir dönemde yazma aşkını hiçbir zaman kaybetmeyen Mehmet Celal ne koyu bir Doğucu ne de koyu bir Batıcı idi. Bu nedenle her iki edebiyat camiası tarafından eleştirelimiş, iki derede bir arada kaldığına hükmedilmiş. Tüm bu durumlara rağmen yazın hayatın devam eden yazar şiirler yazarak yaşama hastalığı nedeniyle veda etmiş.
Peki Kuşdili'nde romanında bildiğimiz manada kuş dilinden mi bahsediyor? Hayır, Fenerbahçe Kadıköy'deki Kuşdili mesire alanından bahsediliyor, daha doğru bu mesire yerinde başlayan bir âşk hikâyesinden. Dilerseniz gönlü hülyalarla dolu yakışıklı Refet'ten bahsedeyim size.
Refet ismini duyunca şaşırmış olabilirsin lakin bu isim hem kız hem de erkek için kullanılıyor. Bizim Refet her ne kadar bir erkek olsa da gönlü edebiyat ve güzellik meşgul narin bir mizaca sahip öyle ki iradesine hakim olma hususunda pek başarılı değil. Kuşdili'nde gördüğü Nurhayat'a olan hislerini âşk zanneder ama işin aslı onun âşık olduğu belirli bir kişi yoktur. O âşık olmaya âşıktır. Tıpkı evlendikten sonra yeniden tutulduğu Rozali gibi. Ah bu hususu birde kadınlar anlayabilse! O zaman aşk masalı farklı bir boyut alırdı. Bu hikâyede farklı bir boyut aldı mı, diye soracaksınız okumanızı tavsiye ediyorum.
Ayrıca eserde pek çok şairin şiiri de yer alıyor. Önce Osmanlıcası sonra da günümüz Türkçesini yüksek sesle okumanızı öneririm. Okuma sürecinize esenlik katacaktır.
"Yaz güneşinin coşkun ışıkları altında, zümrüt gibi görünen Kuşdili Çayırı geçen baharın bir gününü hatırlatıyor; ihtiyarlara teselliler,