Umut

Sessiz, uyuşuk, kendi kendine yeten bir hayat. Ve ebediyete yönelen bir ihtiras, ebediyete ve kâinata. Kelimeler dünyasının sultanı olmak, zindanımda, hayır fildişi kulemde, sanatın ve düşüncenin gökdelenlerini inşa etmek... Kader buna imkan vermedi. Nemezis'in parmakları gözlerime uzandı.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sonra kendi durumumu düşündüm, gördüm ki [dünyevi] ilişkilere dalıp gitmişim ve bu ilişkiler beni çepeçevre sarmış. Bir de amellerimi düşündüm, en güzeli ders vermek ve öğretim işi idi. Fakat bir de gördüm ki, âhiret yolunda yararı olmayan önemsiz ilimlerle uğraşmışım. Sonra ders vermeyle ilgili niyetim üzerinde düşündüm; baktım ki onun da arkasında sırf yüce Allah'ın rızası değil, makam arzusu ve şöhretin yaygınlaşması [isteği] yatıyor. Artık iyiden iyiye uçurumun kenarında bulunduğumu, eğer durumu düzeltmeye çalışmazsam ateşe düşmek üzere olduğumu anladım. Henüz seçim yapabilecek bir konumda olduğum bir süre hep bunu düşünüp durdum. Bir gün Bağdat'tan çıkmaya ve o halleri bırakmaya kesin karar veriyor, ertesi gün kararımdan dönüyor, [âdeta] bir adımımı ileri ötekini geri atıyordum. Bir sabah âhirete yönelik isteğim güçlü bir arzu haline gelecek olsa akşamleyin arzu ordusu üzerine saldırıp onu dağıtıyordu. Dünyaya ait arzular âdeta zincirleriyle beni makam ve mevkiye çekiyor, iman münadisi de şöyle sesleniyordu: “Göç vakti göç! Ömrün çok azı kaldı, önünde uzun bir yolculuk var. İlim ve amel adına neyin varsa hepsi riya ve aldatmacadır. Ahirete şimdi hazırlanmazsan ne vakit hazırlanacaksın ve bu [dünyevi] ilişkileri şimdi kesmezsen ne vakit keseceksin." Bunun karşısında içimde bir arzu uyanıyor, kaçıp gitmeye kesin karar veriyordum. Sonra şeytan tekrar geliyor ve "Bu geçici bir haldir, sakın boyun eğme, çabuk geçecektir. Eğer ona kulak verir ve geniş [imkânlar sağlayan] bu makamı, bulanıklık ve şıkıntısı olmayan bu düzgün hali ve hasımlarla tartışmaktan uzak bu güvenli hayatı terk edecek olursan, bir gün onu arzulayabilirsin, ancak dönmek kolay olmayabilir" diyordu.
Sayfa 27·Kitabı okudu
Hatta bazen akıllı kimse sapkınların sözleri arasından gerçeği/doğruyu çıkarmaya çalışır ve bilir ki altının madeni topraktır ve sarrafın, iç görüsüne güveniyorsa elini kalpazanın kesesine sokmasında ve saf altını sahtesinden ayırmasında bir sakınca yoktur. Kalpazanla alışveriş yapmaktan işini bilen sarraf değil, sadece köylü menedilir; sahilde dolaşmaktan iyi yüzücü değil, yüzme bilmeyen acemi engellenir; yılana dokunmaktan becerikli efsuncu değil, çocuk alıkonulur.
Sayfa 23·Kitabı okudu
Karşısındaki kadını baştan çıkaran; kısacık süren boş ve aşağılık bir eğlence uğruna karşısındakini mahveden bir erkeği, nasıl olur da düşman saymaz aklı başında bir kadın? Üstelik geleneklerin kurduğu yasalara göre, bu rezaletin korkunç sonuçlarından yalnız kadın sorumlu tutulur. Her zaman sevdiğinin iyiliğini düşünen aşk, bir kadını aldatıp, her şeyini yitirmesi için onu böyle bir alışverişe sürüklemeye kalkar mı hiç? Eğer ahlâksızın biri kadını gerçekten seviyormuş gibi davranmak yüzsüzlüğünü gösterirse, aldatılan kadının o adamı yalnız bir düşman değil, düşmanların en kötüsü sayması; yani yalnız bedenini değil aklını da kirletmek isteyen yalancı, kurnaz, hain ve sahte bir dost sayması gerekmez mi?
Sayfa 89·Kitabı okuyor
Edebiyat
En aşağı hayvanlar kadar alçalmaya katlanan; benliğindeki tüm yüce, soylu ve tanrısal yanları, en aşağılık yaratıklarda da bulunan bir hırs uğruna gözden çıkaran kadın, insan adını taşımak hakkını veren kafa vakarından ve namuslu gururdan ne denli yoksun olmalı, ne denli bayağı ve alçak olmalı! Bu duruma düşen hiçbir kadın, aşk tutkusunu ileri süremez özür olarak; çünkü erkeğin elinde bir araç, bir oyuncak olduğunu açığa vurur bunu yaparsa. Anlamını ne denli ters yorumlarsak yorumlayalım, ne denli sapıkça kirletirsek kirletelim, hem saygıdeğer hem de akla dayanan bir duygudur aşk; ve ancak karşılıklı olunca gerçekten güçlü olur.
Sayfa 88·Kitabı okuyor
Edebiyat