Onur Özdil

Onur Özdil
@Ubor_metenga
Hacettepe Üniversitesi #176555831
Öğretmen
Yüksek Lisans
Ankara
88 okur puanı
Ekim 2019 tarihinde katıldı
Sis
7/10
·240 syf.··
2025 6. kitabı
Roman çok katmanlı bir yapıya sahip. İlk katmanda gündelik ilişkileri ele alıyor gibi görünse de gelişme bölümünün sonlarına doğru varlık - hiçlik, ölüm-yaşam gibi temel felsefi problemlerin içine giriyor. Bu nedenle hem daha yüzeyde yormayacak bir kurgu isteyen okuyuculara hitap ederken diğer taraftan felsefi okumalar seven okuyucuları da tatmin edeceğini düşünüyorum. Ayrıca roman 1914 yılı gibi çok erken bir dönemde yayınlanmasına rağmen çok sonraları gördüğümüz postmodern roman tekniklerini de içinde barındırıyor. Yazarın özellikle metnin sonlarında bu felsefi sorgulamaları daha doğal yapmak üzere Üstkurmaca tekniğinden yararlandığını görüyoruz. Kurgumuz biraz da romantize edilmiş olan baş kahramanımız Augusto’nun sevgi arayışı ile başlıyor. Baş kahramanımızın ilişki deneyimleri üzerinden kadın erkek ilişkileri adına tespitler yapıldığını, kadın ve erkek tabiatı ile ilgili orijinal yorumlar getirildiğini görmek mümkün. Romanın özellikle bu kısımlarında yaşanan olaylar ve kurgu bizleri kendine çekerken Augusto isimli karakteri daha da yakından tanımak ve anlamak için bir istenç geliştiriyoruz. Romanın en dikkat çekici bulduğum özelliklerinden birisi de özellikle son kısımlara doğru varlığı ve yokluğu hem eşya hem insan hem de hayvan perspektifinden yorumluyor ve her varlığın dünyayı kendi bakış açısıyla anlamlandırıyor olması. Özetle romanımız dönemine göre oldukça orijinal fikirler ihtiva eden ve yeni dünya roman tekniklerini de başarılı bir şekilde kullanan bir roman. Sadece olgular ve soyut kavramlar üzerinden sorgulamalar yapmayı sevmeyen bunu bir olaya, insana, yaşanmışlığa dayandıran ve bu unsurlar üzerinden felsefi sorgulamalara girişen okuyucuları oldukça tatmin edecektir. Zaten kurgu eserlerin de gücü ve etkisi buradan geliyor.
Edebiyat
SisMiguel de Unamuno · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Patasana
Puan vermedi
Bir tarafta Mezopotamya’nın engin tarihi diğer tarafta Türkiye’nin Osmanlı devrinden bu yana getirdiği siyasal sosyal sorunları… Bunlar irdelenirken çok şaşırtıcı kurgulanmış polisiye vakalar… Klasik polisiye romanları sevmememe rağmen Ahmet Ümit’in polisiye romanları o kadar derin bir tarih kurgusuna sahip ki!.. Disiplinler arası bir derinliğe sahip olan bu roman basit bir polisiye kurgusu anlatmaktan öte sosyoloji, psikoloji, felsefe gibi disiplinlerle içiçe olan kitap insanlığın en temel sorunlarına ve sorularına dair farklı bakış açılarını içinde barındırıyor. Tabii ki klasik bir Ahmet Ümit romanı olarak gücünü tarihî kurgusundan alan roman günümüzde yaşanan olaylarla da tarihsel bir bütünlük oluşturuyor. Tarih ve günümüz dünyası o kadar başarılı bir kompozisyonla kurgulanmış ki bir taraftan polisiye hikayenin heyecanına kapılırken diğer taraftan da yaşanmış olan tarihi olaylardan keyif duyup yeni bir şey öğrenebilmeniz mümkün. Bir tarafta Mezopotamya’nın engin tarihi diğer tarafta Türkiye’nin Osmanlı devrinden bu yana getirdiği siyasal sosyal sorunları. Yaşanan bu olaylar birbirinden farklı gibi görünse de aslında temelde insanın binlerce yıldır aynı saiklerle hareket etmesinden kaynaklı tarih tekerrürden ibarettir klişesini bir kez daha kanıtlamış oluyor. Adını Geç Hitit döneminde yaşamış bir saray yazmanı olan Patasana'dan alan roman, 2700 yıl öncesine kadar uzanıyor. Aynı zamanda o yıllarda bu coğrafyada yaşamış Asurlar, Hititler, Firigler gibi pek çok medeniyete dair izler bulmak aralarındaki siyasi ve diplomatik ilişkileri görmek incelemek de mümkün. Kitap bu kadar şey yapabilirken diğer taraftan da özünde felsefenin geçmişten bugüne en temel sorunlarından olan kötülük problemini ele alıyor. Evet insan kötü bir varlık mıdır? Binlerce yıldır insanlığı
Edebiyat
PatasanaAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 201929,3bin okunma
Puan vermedi
Arkadaş Z. Özger’in şiiri sıra dışı marjinal söylemler içinde ve cinsel unsurlarla örü- lü imajnatif yapısıyla döneminin şiirsel algısının epey dışında bir şiir tarzı. Şair çok genç yaşta vefat etmesine rağmen şiirlerinde çok özgün, kendine has bir yapı ortaya çıkarmış. Bu kitabı da öldükten sonra dergilerdeki şiirler toplanarak birkaç farklı yayınevinden çıkıyor. Özger, izleksel bağlamda sevda, cinsellik, çocukluk, yalnızlık, ölüm, hatta bazen de yoksulluk, sınıfsal ayrım gibi sosyal temaları şiirlerinde işlemiş. Fakat bir tema var ki şiirlerindeki toplumu kavrayış şeklinde, üslubunda, kelime seçimlerinde oldukça etkili olan cinsellik teması. Özger, şiirlerindeki bu sıra dışı kelime seçimleri ve bağdaştırmaları ile Queer adı verilen estetik bir bütünlük oluşturuyor. Bu şiirini bir kat daha marijinal kılıyor. Kitap çıkarma hayallerini süsleyen "sakalsız bir oğlanın tragedyası" başlığı bile toplumsal cinsiyet anlayışına bir meydan okuma bakıldığında. O şiir dilinde, cinsiyette hiyerarşi yaratan kültürel kodlara ve bunlara işaret eden tüm sözcüklere adeta savaş açmıştır. Şiirinin merkezine koyduğu insanlar görüntü olarak cinsiyetsiz siluetler halinde yer alır. Özger bunu sadece cinsiyetler adına değil; cinsiyetlerin, bireylerin insani özelliklerinin önüne geçmesine engel olmak adına yapar. Yani insana yapılan salt cinsiyet temelli bir algılayışı reddeder. Şiirlerinde kullandığı ironi ise âdeta dünya ile arasına koyduğu bir zırh gibidir. Pek çok açıdan ironi ve mizah sayesinde hayatı katlanabilir kılarak irade ve kararlılık isteyen konulara da bu sayede şiirlerinde değinebilir. En ciddi ya da kendini üzen konuları bile ironik bir tavırla ele alarak bu sayede kendini ve şiirini güçlü kılar. Özger’in şiiri serbest nazmın bütün imkânlarından faydalanan, İkinci Yeni şiirinin
Edebiyat
Sakalsız Bir Oğlanın TragedyasıArkadaş Zekai Özger · Ve Yayınevi · 20191,090 okunma
7/10
·500 syf.··
2021 1. kitabı
Kitabı okuyup da içinde pek çok duyguyu barından bu aşk hikayesine tanık oldukça kulaklarımda sürekli Athena’nın “Yalan” şarkısı çalan kitap. Tam olarak bu dedim: “Aşk nefrete ne yakınsın!” Bu kitabı okumadan önce incelediğim yorumlar ve dönemini de göz önünde bulundurulduğunda daha klasik bir çizgide, destansı bir aşk hikayesi ile karşılaşacağımı düşünüyordum. Aslında kitapta aşk denen ve yüzyıllardır güzellenen bir kavramın ne derece patolojik boyutlara ulaşabileceğini gözler önüne sererek karanlık taraflarını gösteriyor. Romanın kendi evrenini orijinal bir biçimde inşa ediyor olması sanat eseri denen yapıyla aynı patikada yürütüyor olsa da benim kişisel beğenim neticesinde çok büyük keyifler alarak okuduğum bir kitap olmadı. Belki de yazarın “Uğultulu Tepeler”e yüklediği kasvetin gerçekçiliğinden geliyor olmasıdır. Okumalarımı disiplinlerarası bir düşünce tarzı ile yaptığım için bundan sonrasında ekleyeceğim dipnotlar psikoloji ve felsefeye özel ilgi duyan kişilere hitap ediyor olabilir. Bu noktada romanın ana eksenini oluşturan Catherine ve Heathclif arasındaki çekimin çok farklı yapılara sahip olmaları açısından dikkate değer. Ya da dışarıdan öyle görünüyor. Heathclif yontulmamış, kaba saba, ilkel davranışlarını daha rahat yansıtan ve davranışlarında da samimi olan bir karakterken Catherine ise iyi bir ailede büyümüş, kibar, kendini yetirmiş bir hanımefendi. Arada böylesine derin farklar varken birlikte vakit geçirmekten inanılmaz keyif alıyor ve birbirlerine çok güçlü bir çekim duyuyorlar. Bireylerin davranışlarında ve seçimlerinde bilinçdışı pek çok faktörün kuvvetli bir rol oynayışı Lacan, Freud, Jung gibi psikanalistlerin çalışmalarından bilinen bir gerçek. Bu aşktaki zıtlıklar ve ona rağmen var olmaya devam eden bu çekim alanı aklıma direk Jung’un bilinçdışı
Aşk
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Martı Yayınları · 201257,8bin okunma
Azil
7/10
·215 syf.··
Beğendi
·
2020 8. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2020 20:29
Bu dünyayla kirlenmiş benliğini yok ederek asıl benliğine ulaşmaya çalışan bir zihin… Bunu yaparken tanrının kendine verdiği enstrümanı kullanıyor, yaratıyor. Yaratarak yok edip asıl Azil’e ulaşmaya çalışan Azil’in hikâyesi… Azil zihinsel bir hastalığı olan ama bir o kadar da zeki bir karakter. İçinde bulunmuş olduğu yaşamı kendine yazmış olduğu bir mektuptan öğreniyoruz. Yaşamış olduğu zihinsel süreçlerin de etkisiyle roman boyunca şaşkınlıkla okuyacağınız farklı atraksiyonların içinde de bulunuyor. Sanırım Hakan Günday romanlarının ortak yanı, hep bir arayış içinde olan bilinci oldukça açık, sıra dışı karakterler olması. Bir diğer önemli silahı da kendisinin bir röportajında ifade ettiği üzere, romanlarını okuyucuyu yeni bir soruya sevk edecek şekilde tasarlamasıdır. Benim bu romanı okurken, aklımda dolaşan sorulardan biri, insanın gerçekten neden yaratım sürecine girdiği oldu. Diğer bir taraftan roman devam ettikçe Azil’in o farklı zihin dünyasının içine giriyor, kendisine çeşitli felsefi sorgulamalarla da eşlik ediyoruz. İyilik gerçekten var mıdır? İnsanın gerçekten iyi olması mümkün müdür? Yoksa insan sadece “iyinin etrafında dolaşan kötü müdür?”
Edebiyat
AzilHakan Günday · Doğan Kitap · 202411,3bin okunma