Böylece ruhunun ta içinden, ölmekte olduğuna çok iyi inandığı halde, buna kendini alıştırmıyor, bu acı gerçeği benimsemiyor, kavrayamıyordu. Mantık okurken öğrendiği şu kıyas: Zeyid bir insandır, bütün insanlar ölümlüdür, öyleyse Zeyid de ölümlüdür. Tarzındaki bir kıyas, Zeyid için gerekliydi. Ancak kendisine gelince iş değişiyordu. Zeyid, genel şekilde bir insandı ve ölmeli idi, ancak o Zeyid değildir, genel bir insan değildir, o başlı başına, kendi başına, genelden ayrı gayrı bir varlıktır. O anasının babasının göz bebeği; kızının, oğlunun, dadısının, ona güvenenlerin ümidi; çocukluğun, ilk gençliğin, gençliğin bütün sevinçleriyle, bütün zahmetleriyle, bütün heyecanlarıyla bir varlığı idi. Kendisinin o kadar sevdiği o alacalı meşin topun kokusunu Zeyid bilir miydi? Zeyid anasının eline kendisinin yapıştığı gibi hiç asılmış mıydı? Zeyid aşkı hiç onun kadar candan tatmış mıdır? Bir mahkemede onun gibi reislik yapmış mıdır?
"Zeyid elbette ölümlüdür, ölmesi de haktır. Ancak ben İvan İlyiç, bütün fikirlerimle, bütün duygularımla, ben ona benzer miyim? Ben bambaşka bir şey değil miyim? Hayır, benim ölmem imkânsızdır, bu çok fena bir şey olurdu."