DİPÇE :
Olga Tokarczuk; Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler' adlı eseri için "Hep böyle bir kitap yazmak istedim. Dünyayı yaratan ve betimleyen bir kitap. Yaşayan her şey gibi doğup gelişen ve sonra ölen bir dünyanın hikayesi," ifadelerini kullanıyor.
Gerçekten de kitap, böyle bir ivmeye sahip.Dünyanın bütününe dair bir devinim söz konusu. Taşı toprağı nehri, ormanı, insanı, bitkiyi ruhuyla düşüyle romanına katmış yazar.
Her bir varlığı kendine özel bir zaman diliminde anlatmış.
Kadimzamanlar kentinin de kendine özel zaman dilimine, kentte var olan her şeyin zamanını katmış.
Bir ailenin 3 kuşak zamanını birbirinden ayrı fakat birbirine bir yerden eklemleyerek işlemiş.Bu eklem yerlerinde; en çok inancı sorgulamış, dünyanın düzeninin ve adaletin bozulduğu yerlerde insanın hırsının ve arzusunun ne denli etkili olduğuna değinmiş.
Dünyanın değiştiğine, zamanın teslimiyetsizliğine; birisi için umut vadeden zamanın öteki için ıstırabı doğurduğuna, insanın öldüğü yerde doğanın direnişine ve nesnelerin ölmeyişine dikkat çekmiş.
Ülkesi Polonya'nın kaderini Kadimzamanlar kentinin çekirdeğine hapsetmiş. Burada zaman da canlı bir varlık olarak travmalar yaşamış.
I. Dünya Savaşı ile II. Dünya Savaşı arasında Sovyet işgali ve siyaseti, Hitler'in siyaseti, bürokrasi ve her türlü baskı ülkenin yani Kadimzamanlar halkının ruhunda tahribatlara yol açmış.
Örneğin Michael sadece fiziksel olarak değil ruhen de dönüşerek dönüyor savaştan. Karısı bedenini ve ruhunu aynı anda felce uğratıyor.
Her dönüşüm yeni sorulara, kaygılara kadersel kopmalara yol açıyor.
Polonya'nın bir hüzünlü masalı olmuş bu kitap. Efsunlu sesiyle, Kötü Adam'ı, aklını yitiren Başak'ı ile...
Tanrı'nın sırrına ermek isteyen toprak sahibi ile...Oyunun Zamanı, gerçeğin zamanının önüne geçmiş.
Zamanın akışı , kuşakların