Her yerde, her zaman yabancı olduğumu hissettim. Diğer insanlarla aramda en ufak bir ilgi dahi yoktu. Başkalarının yaşam tarzına ayak uyduramazdım. Kendi kendime derdim ki hep: Bir gün toplumdan kaçacağım; bir köyde, gözden ırak bir yerde kendi köşeme çekilip yaşayacağım.
İnsanların hile hurda dolu dünyasında hayvanların içten, kayıtsız ve çocukça dünyalarına sığınmıştı adeta. Hayatı boyunca mahrum kaldığı şefkati, sade duyguları onların ilgisinde, ülfetinde arıyordu.
Her şeye karşı kayıtsız, umursamaz biri olmuştu. Zaten bu yüzden yüzsüz, kurnaz ve hırsız meslektaşlarından geride kalmıştı. Yaşamında onun geri kalmasına yol açan şey içki ve esrar değil, belki de yufka yürekliliği ve geçimli biri oluşuydu.
Bu kadın sağlam ayakkabı değildi. Bunun hikayesi de bütün iffetli kadınların hikayesine benzer. İlkin muradına erememiş bir melek, günahsız bir kuş, namus ve ismet abidesidirler. Sonra acımasız bir delikanlı çıkar ortaya. Kandırır bunları. Bilmiyorum, neden bunca kız taş yürekli delikanlılara kanar? Bu hal öbür kızlara da ibret olmaz.