Aragon'un kitap hakkında söylediği "Dünyanın en güzel aşk hikayesi" sözü kitap hakkındaki olumlu düşüncelerimi , kitabı okuma isteğimi ayyuka çıkardı. Kitabı bu vesileyle elime aldım ve okumaya başladım. Kitap kısa olduğu için daha ilk sayfalardan itibaren bir "devlerin aski"ni aramaya başladım. Aradığımı buldum mu,kesinlikle hayır.
Yeni evlenmis fakat savaş sebebiyle yiğidi cephede olan bir kız.. Çok da güzel bir kız. Savaştan yaralı olarak dönen Danyar ile başlayan ve öyle de biten bir Lanet olası Ask-ı Mennu daha.
Oldum olası yasak asklardan haz almadım. Ben olayın burasindayim. Ne olurdu cephede vatani için milleti icin düşmanla çarpışan yiğidini bekleseydin Cemile ne olurdu! Kocana SADIK kalamadin Cemile kalamadin.
Kitabın dili mükemmel olmasına rağmen ve kitabın sonu beni son derece etkilemesine rağmen hala aklım burada.Bu sebeple Victor Hugo'nun dilenci siiri benden Sadik'a gelsin.
Sen hergün köşe başlarında
Yırtık urbanla kirli ellerinle
Avuç açan sefil insan
Inan yok farkımız birbirimizden
Sen belki tüm yaşamın boyunca dinlenecek
Istediğin beş kuruşu birisi vermezse
Ötekinden isteyeceksin
Ama ben tüm yasamim boyunca
Tek bir kez dilendim
Acımasız bir kalbin sevdasi ile alevlendim
Öylesine boş öylesine açık kaldı ki elim
Yemin ettim bir daha aşk dilenmeyecegim.
Nacizane Son söz de Aragon'a gelsin
Yasak aşklardan doğan hiç bir aşk " Dunyanin en güzel aşkı" değildir fikrimce.
Iyi okumalar.
Stefan Zweig'in okuduğum üçüncü kitabı. Ilk okuduğum kitabı "Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu" beni derinden etkileyen,Zweig'e hayran olmama vesile olan bir kitaptı. Ve dolayısıyla beklentilerim bir hayli yükseldi. Bu sebeple "Bir Çöküşün Öyküsü" kitabını da okumaya karar verdim. Fakat bu kitap beklentilerini karsilayamadi ve beni ilk kitap gibi etkileyemedi. Sonuç: hayal kirikligi. ( belki de ilk kitabin vermiş olduğu yüksek beklentiden kaynaklandı.) Korku kitabı ise yine beni etkileyen mükemmel bir psikolojik bir kitap.
Bu üç kitabın da ortak ozelligi sanırım "mektup,aşk ve kendi olamayan, savunma makenizmalariyla rahatlayan kadınlar."
" Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu" kitabında olduğu gibi Zweig bu kitapta da lafı uzatmadan ,labirentler çizmeden ilk sayfadan bizi olayların içine atıyor.
Olaylar Irene'nin bir piyanistle yaşadığı "Aşk-ı Memnu" ile başlar. Aslında Irene, Demet Akalın'ın sarkisinda gecen evli, çocuklu ama mutlu olmayan bir kadın. Olaylarin baslangici aslında burada yatar. Irene evli,çocuklu, zengin ama mutsuz. Neden ? "Tokluk da açlıktan az kışkırtıcı değildir."
Gunumuzde insanlar sadece yüzeysel olarak tanır birbirini. Bunlar evli olsa bile. Herkes telefonla internetle ugrasmakla meşgul. Kimsenin birbirini tanıyacak,derstlesecek derine inen sohbetlere vakti olmuyor maalesef. Sabahattin Ali'nin "Içimizdeki Seytan"adlı kitabında şu cümleler sanırım bu durumu açıklar niteliktedir : "Halbuki biz beraber yaşamaya başladıktan sonra ne kadar az konuştuk...Birbirimize soyleyecek bir seyimiz yok muydu? Neden neden uzun uzun oturup dertlesmedik? Belki o zaman her sey bambaska olurdu." Bu sebeptendir ki günümüzde yasak aşklar çoğaldı.
Bu yasak aşkı öğrenen şantajcı kadının tehditleriyle Irene'nin korkuyla dolu hayati başlar ki buna hayat denirse... Tüm