Suat ve Süreyya evlilikleri çok mutlu gitse de Süreyya artık bağ evinde ailesiyle yaşamaktan ve sakinlikten sıkılır. Suat da Süreyya’nın daha mutlu olması için İstanbul’a taşınmayı kabul eder. Boğaz köylerinden birinden bir yalı alırlar. Süreyya’nın yakın arkadaşı, aynı zamanda da aile dostları olan Necip de bu taşınma ve İstanbul maceralarına ortaklık eder. Süreyya’nın zamanla kendine fazla vakit ayırması, iki tarafın da farklı zevklerinin oluşmaya başlaması Suat’ı zamanla karamsarlığa sürükler ve iyiden iyiye uzaklaştıklarını hisseder. Bu süreçte yanında hep Necip vardır. Piyano tutkusu için onu yüreklendirir, çalması için besteler getirir ve Süreyya’nın aksine o, hayranlıkla çaldıklarını dinler. Necip ise bir sürü kısa ilişkisi olmuş, kadınlığın aldatmak demek olduğunu savunurken Suat’ın bambaşka bir kadın olduğunu ve Süreyya’nın ne kadar şanslı olduğunu düşünür durur.
Romanın konusu her ne kadar yasak aşk olsa da karakterlerin toplumsal bağları sorgulayıp buna sahip çıkmak istedikleri iç dünyaları beni en çok etkileyen kısım oldu. Böyle olunca da yazar, yaşanan aşkın masumluğunu çoğu zaman bakışların ve gülüşlerin, yer yer de müziğin konuşmasıyla korumaya çalışmış. Sürekli değişkenlik gösteren iç dünyaları ve yansıtılan can sıkıntısı psikolojik bunalımı tetikleyen en büyük etmen. Ruhsal tahlillerin bolluğu okumayı güçleştiriyor evet ama Eylül’ü ilk psikolojik roman yapan da bu zaten. Bunun için bile herkesin okuması gereken bir kitap.
EylülMehmet Rauf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202549,9bin okunma
Ve bu ne belli, ne belirsiz, bazen büyük bir korkuyla irade yorgunu bir kendini teslimden, bazen korkutucu bir karşı gelme çabasıyla kalp kuvvetinden oluşan bir savaş oldu.