Bir ölünün yazılarıyla başlayan eser dönemim padişahı tarafından yaptırılan bir kitabın yapım hikayesini ve yaşanan olayları konu edinir.
Minyatür sanatıyla uğraşan nakkaşlardan biri cinayete kurban gider. Katilin kim olduğunu bulmak ve eseri tamamlamak için ise Kara isminde biri gelir. İstanbul'a tekrardan dönmesinin nedeni ise Şeküredir. Şeküre eşi savaşa katılan fakat uzun süredir haber alınamayan biridir. Kayınpederi, eşinin kardeşi ve iki çocuğuyla yaşamaktadır. Kara ile eski sevgili olan Şüküre, onu isteyen eşinin kardeşine de içten ilgi duyar ve ikisi arasında kararsız kalır.
Eserde ressam olan Kelebek, Leylek ve Zeytin aslında; Nietzsche, Foucault ve Derrida ismindeki filozoflardır. Eserdeki nakkaşlar anlattıkları hikayeler ve düşünceleriyle filozoflarla benzerlikler gösterirler.
Dönemin sosyal ve kültürel etkilerini bir kadının ikilemini, isteğini yapmadaki engelleri görmekteyiz. Postmodern bir eser olmasına rağmen oldukça sürükleyici, polisiye bir anlatıma sahiptir. Eserde beni etkileyen en önemli teknik her bölümde farklı kişilerin farklı anlatımlarla anlatılmasıdır. Diğer yandan Ölü, Köpek, Şeytan, Resim ve At'ın da konuşmaları oldukça iyi kullanılmıştır.
Toplumun çelişkili yönlerine de bir çok alanda göndermeler vardır. Köpeğin mağaraya yedi insanı götürerek hayatlarını kurtarması ama nedense haram olduğunu iddaa eder. Şeytan'ın da tek bir günah yüzünden sonsuzda kadar cezalandırılması ama insanların her zaman günah işlemesi ve suçu ona atmalarından söz eder. Katilin kim olduğunu, yaptırılan eseri, dönemin durumunun yanı sıra bireysel olarak aşk, cinsellik, sevgi, düşünce açısından da bir çok konu yer almaktadır.
Eser Gül'ün adı kitabıyla oldukça benzerlik gösterir. Bunun nedeni de Postmodern bir eser olmasından kaynaklıdır. Postmodernizmde