"Ölüm bütün insanların sonu!" diye kükredi Dalinar. "Bir kere göçtükten sonra, onun ölçütü ne? Biriktirip üstünde didişmeleri için mirasçılarına bıraktığın zenginlik mi? Sadece onu öldürenlere aktarılmak üzere toplamış olduğun şan mı? Tesadüf eseri sahip olmuş olduğun yüce konumlar mı?
Hayır. Biz burada savaşıyoruz çünkü biz anlıyoruz. Sonlar aynı. İnsanları birbirinden ayıran yollar. Biz o sonun tadına baktığımız zaman, bunu başlarımız dik, gözlerimiz de güneşe bakarak yapacağız."
Ama bu kârhane-i alemde herkes az-çok bir hesap ödüyordu. Tamam, hiç ödemeyenler de vardı, kabul. Ama bu düşünceyle yaşanmıyordu. Birilerinin zerre hesap ödemeden, tereyağından kıl çeker gibi şu hayattan geçip gittiğini bilmek insanı fena yapıyordu. Bu yüzden bedduayı keşfetmişti insanoğlu, ilenmeyi, kargışlamayı, en kötü şeyleri dilemeyi. Beklenmedik felaketler karşısında neden ben? diye soran herkes, aslında içten içe kimin hesabını ödediğini soruyordu.
Reçine, kapağı dolayısıyla dikkatimi çeken, daha önce herhangi bir yerden duymadığım/görmediğim bir kitaptı. Konusu ilgimi çekip puanının da düşük olmadığını görünce okumak istedim ve iyi ki de öyle
Alice Feeney'in kaleminden okuduğum ilk kitap oldu Taş Kağıt Makas. Genel olarak olumlu incelemeleri olmasından dolayı meraklanarak okudum ve evet, övgüleri hak eden bir kitap olduğunu