Insta: byznur_art
Ama sen beni öldüremezsin, Lord Despot. Ben senin ne kadar çok uğraşırsan uğraş, öldürmeyi asla başaramadığın şeyim. Ben umudum. Sissoylu - Son İmparatorluk
"Ölüm bütün insanların sonu!" diye kükredi Dalinar. "Bir kere göçtükten sonra, onun ölçütü ne? Biriktirip üstünde didişmeleri için mirasçılarına bıraktığın zenginlik mi? Sadece onu öldürenlere aktarılmak üzere toplamış olduğun şan mı? Tesadüf eseri sahip olmuş olduğun yüce konumlar mı?
Hayır. Biz burada savaşıyoruz çünkü biz anlıyoruz. Sonlar aynı. İnsanları birbirinden ayıran yollar. Biz o sonun tadına baktığımız zaman, bunu başlarımız dik, gözlerimiz de güneşe bakarak yapacağız."
Reçine, kapağı dolayısıyla dikkatimi çeken, daha önce herhangi bir yerden duymadığım/görmediğim bir kitaptı. Konusu ilgimi çekip puanının da düşük olmadığını görünce okumak istedim ve iyi ki de öyle yapmışım, tam olarak beklentilerimdeki havada olan bir kitaptı, yazar beni yarı yolda bırakmadı. Özellikle benim gibi true crime içeriklerini takip etmeyi sevenlere önereceğim bir kitap kesinlikle. Okurken hep aklımda izlediğim vakalar canlandı, aynı onlar gibi trajik ve gerçekçi bir hikaye reçine. Aşırıya kaçmanın ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini anlatıyor bu kitap, saf sevginin bile aşırısının insanı kendini tanıyamayacağı bir şeye dönüştürebileceğini anlatıyor... Herkesin beğenmeyebileceği ama beğenenin de etkisinden uzun bir süre çıkmayacağı bir kitap bu. Umarım sizin için ikincisi geçerli olur.
Kitapta en başarılı bulduğum şey karakterlerin yazımı ve onların dünyaya bakış açılarının aktarılışıydı kesinlikle. Örneğin, çoğu karakter genel kanıda etik olmayacak şeyler yapıyordu ama bunu yaparken neden böyle düşündükleri ve kendilerince sebepleri öyle güzel işlenmişti ki Silas'ın, Jens'in, Maria'nın, Liv'in yaptıkları şeyleri neden yaptıklarını anlıyordunuz ama aynı anda da yaptıklarının yanlış olduğunu da düşünüyordunuz, işte bu yakalaması çok zor olan ince bir çizgi bence. Karakterlerin düşüncelerinin doğru olduğunu empoze etmeden onların yaptıklarını neden yaptığını anlatmak her yazarın başarabildiği bir şey değil ve Ane Riel bunu başarabildiği için bu kitaptaki her karakter videolardan, haberlerden gördüğümüz o ,bir insan nasıl bu hale gelebilir?, deyip anlam vermekte zorlandığımız kişilerden biriymiş gibi hissettiriyor. Jens, Liv ve Maria'nın gördüklerini onlara koydukları anlamlarla betimlemeleri nedeniyle onların dünyasını çok güzel bir şekilde
Alice Feeney'in kaleminden okuduğum ilk kitap oldu Taş Kağıt Makas. Genel olarak olumlu incelemeleri olmasından dolayı meraklanarak okudum ve evet, övgüleri hak eden bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
Yazımı oldukça akıcı, hiç zorlamadan kendini okutturan bir kitap. Bölümler arasındaki mektuplar hikayeyi kesmektense hikayeyi daha da zenginleştiriyor ve okuru mektupları iple çekmeye itiyordu. Güzel ve şaşırtmalı bir gizem hikayesi okumak isterseniz alın okuyun, pişman olacağınızı düşünmüyorum. Ufak tefek takıldığım bazı şeyler de oldu onlardan da bahsedeyim biraz şimdi.
Özellikle kitabın başlarında kitap sanki korku kitaplarının parodisiymişçesine olan birçok sahne vardı. Burda demek istediğim şey şöyle, örneğin bölüm sonunda korkutucu bir şey oluyor-bir ses,görüntü vs çıkıyor- ve okuyan kişi sonunda paranormal bir şeyler çıkmasını beklerken heyecanla diğer bölüme geçtiğimizde öğreniyoruz ki korkutucu olayın nedeni bir köpekmiş/koyunmuş/veya aslında o şeyi diğer karakter yapmış gibi gibi.. Nasıl anlatayım başlarda bunlar olduğunda çok takılmadım ama art arda, sürekli sürekli olunca sanki okurla dalga geçiliyormuş gibi bir hale bürünmeye başladı artık. Yazar bunu bilerek diğer korku kitaplarıyla dalga geçmek için yaptıysa değişik bir fikir, evet eğlenceliydi ama bunun için değil de sırf ters köşe yapayım aslında ortada bi şey yoktuya getiriyorsa gereğinden fazla yapıldığından bi yerden sonra sıkmaya başlamıştı. Kitapta olanları daha az ciddiye almama neden oldu.
Bir diğer takıldığım şey de yazarın ters köşe yapma arzusunun fazlaya kaçmasıydı. Evet, güzel olanlar da vardı ama özellikle sonlara doğru artık her karakter kendi bölümünde farklı bir şeyler itiraf etmeye başlayınca bir anda köpeğin bile çıkıp, "Ben de aslında köpek değilim" falan demesini bekler oldum.
"Her şey zaman alır, diyordu kadın.
Bazen düşünüyorum da aslında şöyle demesi daha iyi olur:
Zaman her şeyi alır.
Şimdi zamanım çok ama zamana verecek şeyim yok artık."