Gelse bile son günüm, koluna alsa ölüm
Gözlerimin önünde seninle geçen günüm
Senden sonra kalbimi sevgilere kapadım
Ben seninle o günü bin yıl gibi yaşadım.
Bu şarkıyı çok sevdiğini söylemişti ama artık ben daha çok seviyorum. Beni anlatıyor, bizi anlatıyor çünkü. Tamamıyla onunla geçen kocaman, sımsıcak ve sadece tek bir gün. Bin yıl sürmüş gibi zihnimde yer edinen...
Fazla duygusaldım biliyorum, çok düşündüm onu, sebeplere çok takıldım, sorguladım reddedilişimi fakat hayatından çıkmak isteyen, ona güzel dileklerde bulunan bir insana saplantılı, takıntılı muamelesi yapacak kadar kırıcıydı o da... Zaten ona veda edip unutmak için zamanın kalbini uyuşturmasını bekleyecek birine...
Bir daha karşısına çıkıp onu rahatsız etmemek hem de bir daha görmeyip daha çabuk unutmak için onu her yerden takipten çıkmıştım. O da bunun üzerine beni her yerden engellemeyi seçti :)) Ona olan sevgime, özverime ve en son da vazgeçişime rağmen eziliyorum bu engellemeler altında. Çocukçaydı, bir anlamı yoktu. Ama o da gerçekten seven bir kalbi göremeyecek kadar boştu. Yine de onun için harcadığım her dakikamı, döktüğüm her damla gözyaşını, yazdığım her bir kelimeyi, inançsız olmama rağmen çaresizlikten elimi açışımı unutmayacağım. Tek isteğim beni güzel hatırlamasıydı. Hayatına girmiş, ondan etkilenmiş ve (bunu söylemem onu deli etse bile) onu sevmiş biri olarak... Dilerim onun da aklında birkaç güzel şey kalmıştır benimle ilgili.
Atalarımız bizden daha şanslıydılar çünkü onlar insanlara bu dünyada mutluluğun her zaman mümkün olduğunu söyleme hatasını hiçbir zaman yapmamış olan, dinin egemen olduğu bir çağda yaşamışlardı.
İyi ki edebiyat konuşuyoruz seninle ancak bu sayede duyuyorum, dinliyorum, anlıyorum senden kendime bakınca ne göründüğünü. Sızıyorsun. Sen beni yazdıkça, okudukça, ben sende yaşamaya başlıyorum.