Omuzlarında yük var zannedercesine yorulmuştu belli ki,
Kırık sandalyesi vardı
Duvarın dibine çekti usulca oturdu,
Şöyle bir bakını verdi etrafa, ağaçlar yaprak dökmüş ve bir daha hiç yeşermeyeçeklermiş gibi duruyorlardı.
Bizim ki bakınıyor ya yine ne düşünüyor diye merak etti kendini, ne düşünsün can cağızım
Yaşamak onun için en büyük iş'ti, varoluşun verdiği yorgunluk adeta kendisini almış yokoluşa götürüyordu.
Evet öyleydi. Anlamıştı artık var olmak onu yok olmaya sürüklüyordu.
Hiç gençleşmiyor her geçen gün daha yorgun daha da dengesizleşiyordu yorgunluğa karşı vücud.
Yapraklarını dökmüş ağaç timsali oturmuş ne yapacağını şaşırmıştı. Elime aldığım kalem ve eskimiş puslaşmış bir kağıt parçasıyla hayata yeniden uyarlamaya çalıştığım bir düşüncemi yazmaya başladım.
Beyimiz kalemi kağıda dokundurunca beraberinde mırıldanıyor ne dediği belirsiz mısralar okuyordu.
Ey hayat olmuşum misafir sana,
Nerde çayın nerde şekerin, nerde beyaz yünlü koyunlardan sağıp sonra sarmalayıp tuzladığın beyaz peynirin...
Devamını yazacağım ama kitap yapmam lazım;)...