Merhaba
Bir önce ki incelemem olan Bronz Atlı serisinin ikinci kitabı, Tatyana ve Alexander ile karşınızdayım…
Komün hayatı ve komünizmi iliklerime kadar hissederek ayrılmıştım ilk kitaptan, savaşın soğuk yüzü aklıma kazınmış, Bronz Atlı adeta geceleri beni de kovalamıştı zihnimin sokaklarında…
Büyük riskti idealleri olan insanlar olabilmek, çünkü derinlerde bir yerde peşini bırakmayan vazgeçmişlik hissini hep taşırsın ruhunda. Ne için neleri göze aldığını düşünmeden edemezsin. Bir de inandığın o değerlerin üzerine yıkıldığını görüyorsan, yaşadığın aldanmışlığın acısı içinden çıkılmaz bir yük olur. Jane Barrington Sovyetler Birliğinin katı duvarları altında kalırken benim kemiklerim sızlamış gibi yandı canım... Anne Jane’in keder evreleri, baba Harold’ın son ana kadar inancını koruması, politik görüş ve yaşam biçimlerini okurken müthiş etkilendim.
Din, Devlet, Politika ya da en basit haliyle taraftarı olduğumuz futbol takımının dahi aşırı savunuculuğunu yapan insanlarız birçoğumuz. Kendinize sorun kaçınız kuvvetle inanç duyduğunuz şeyin yalandan ibaret olduğunu kabul edebilirsiniz? Ve bir inanca aşırı bağlılık, kaç insanın hayatını yutmuştur sizce?
Yıl 1940'larsa ve ülke Sovyetler Birliğiyse bunun cevabı çok basit binlerce insanı inandıkları yerden vurmuştur Stalin.
Aynı ülke bir de savaştaysa ve başarılarını halkın kanıyla ilerletiyorsa artık insanın bir değeri kalmamıştır. Halk önemsizdir, esir alınmak suç, teslim olmak suç, sonucu yaşama hakkına çıkan her türlü eylem suçtur! Devletin başarısız olduğu en ufak yenilgi ve hatayı sivil halkına ödettiği korkunç bir dönemdir. Tarihte kaç ülke vardır savaşta, halkını ve askerlerini esir düştükleri için toplama kamplarında işkencelerle idam ettiren, hoşuna gitmeyen asker ve sivili suçlu bularak ceza taburları oluşturup