Bir insana baktığımızda yaşadığı kim bilir nelerle şekillendipini anlamak ne zor. Daha da zor olanı insan ne ile şekillenirse şekillensin onu kabul etmek. İşte o zaman anlıyoruz ki sevgi bencilce yapılan bir eylem.
Bu kitapta zweıg kendi gençliğini anlatmıştır fakat bu gençlik otobiyografik değildir. Daha çok insanın kendini keşfini anlatır...karakterlerin yaşadığı çelişkiler, sorduğu sorular herkesin sorabileceği yada yaşayabileceği çelişkilerdir. Bu çelişkileri seninde yaşadığını düşünerek, hissederek yazmıştır. İnsanın kendi iç dünyasını çok güzel yansıtan bir kitaptır...
Sanırım hiçbir yazar ZWEIG' in insana hissettirdiklerini, katmayı bu denli becerememiştir.
Düşünmeyi, kendi içine dönmeyi, toplumu görmeyi, insana ait binbir türlü duygu ve durumu anlamayı bu derece sağlamamıştır.
İnsanın iç dünyasının sadece siyah ve beyazlardan oluşmadığını gösteren, grinin hakim olduğu çalkantılı yönlerinde bulunabileceğini anlatan bir eser daha.
Ne desem bilemiyorum tüm duyguları böylesi az satırlara sığdırabilen mükemmel bir yazar Zweig. Her seferinde hayran kalmamak elde değil.
Akademik eğitimini, babasının istediği bir bölümde okumak zorunda olan bir genç. Ve küçük bir kasabadan büyük şehire, üniversiteye gelmesiyle içinde bu güne kadar farketmediği duygularla coşan, kendini özgürlük denen ateşin içinde yakmaya başlayan Roland' ın hikayesi Karmaşık Duygular.
Hepimizin özgürlüğü tam bir yetkiyle tatmaya başladığında bocalamalar yaşadığını, bu duyguyu ve boşluğu büyük bir açlıkla doldurmaya çalıştığını düşünüyorum. Birkez bile olsa bu duyguyu tatmıştır her bir insan.
Kahramanımız da dönüşü olmaz sarhoşlukların içinde ilerlerken hiç beklemediği bir anda hayatının kontrolünü tekrar eline almaya, hayatı ve kendini tekrar anlama ve şekillendirme yoluna girmeye başlar. Bastırılmış duyguların faydasız etkilerinden kurtulurken hiç yaşamadığı yeni deneyimlere kucak açmaktadır.
Gelin bundan sonrasını insanı içine çeken anlatımıyla, sorgulayan ve kendini düşündüren yönleriyle kaleme alan Zweig' e bırakalım ve bu kısa ama anlamlı eseri okuyalım.
İlgisini çeken her okuyuca iyi okumalar dilerim.
Genel anlamda güzel bir kitap. Akıcı, heyecan verici,sürükleyici bir içerik. Sadece sonunda oluşan birtakım hadiseler rahatsız edici olsa da yazarın ve yazının hakkını vermek gerektiğini düşünüyorum.Kişilerin iç dünyasını ustalıkla kaleme almış bir yazar Zweig ve okunulası bir kitap....
Tabir-i caizse bir çırpıda okunacak kitapların yazarı....
Genelde Stefan Zweig kitaplarını severek bir solukta okurum ama ilk defa bir kitabını yarıda bıraktım. Biraz psikolojik , duyguları yansıtan bir kitap olması yüzünden yarım bıraktım. Yazara ve çevren kişinin emeklerine sağlık , kimseye okuyun veya okumayın diye tavsiye veremem karar sizlere kalmış.
Kitap oldukça ince olmasına rağmen herkesin içerisinde kendinle uyumlayabileceği duygulara, konulara sahip. Kendinde var olan bir noktaya başkasının değindiğini görmek ise büyük bir haz.
Stefan Zweig'ın bu kitabında çok fazla karakter olmamasına rağmen; akıcı, sürükleyici ve gizemli bir kitap yazmayı başarmış yine.
Zweig, yine kitabı bitirirken o tatlı hüzünü okuyucuya aktarmayı başarmış.
Yazarın bütün kitaplarını severek okuyorum. İnce olmalarından dolayıda çok zaman almadan bitiyor. Ağır giden kitapların arasına alıp okuduğum kitaplardan. Sürpriz sonlu ;)
İlk ve son öykü beni derinden etkiledi. Zweig’in bu derin psikolojik tahlilleri insanları ne kadar iyi gözlemlediğinin bir kanıtıdır. Kesinlikle okunması ve anlaşılması gereken bir yazar ve kitap olduğuna inanıyorum.
Zweig, her kitabına aşık eden adam, kitaplığımda her zaman var olan…
Bu kitap ilişkinin yönü bakımından beni rahatsız etse de ; dili, şaşırtıcılığı ve akıcılığıyla beni kendine yine hayran bıraktı. Tek oturuşta biten bir kitaptır kendisi
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.