Yaşar Kemal'den okuduğum ilk kitap oldu ve bence tam da ilk okunabilecek kitaplardan biri. Size hem Yaşar Kemal'in kalemini sevdirecek hem de diğer kitapları için merak uyandıracak bir eserdi. Kısa ve 1 günde bitirebileceğiniz kadar akıcı. Kitap Ahmet ile Osmanlı Paşası Mahmut Han'ın kızı olan Gülbahar'ın aşkını konu ediyor. Bir yandan zorlu bir aşk hikayesi okurken bir yandan da Ağrıdağı geleneklerini hiçe saymaya çalışan Mahmut Han'a karşı Ahmet'in çatışmasını okuyacaksınız ve bunları okurken Yaşar Kemal'in sizi Ağrıdağı'nın yamaçlarında gezdireceğine ve havasını burnunuza getireceğine eminim.
Kitabı incelemeden önce, bu kitabın giriş kısmından ve bu kitabın yazılış amacından biraz bahsetmek isterim, çünkü güzel bir amaca hizmet ediyor aslında. Okurlarından bir hanımnine'nin isteği üzerine yazılmış bu kitap. Hüseyin Rahmi Gürpınar'a gelen bir mektupta 'İşte sizden bu okuma yazma bilmeyen hanımninelerin sohbet meclislerinde okunacak bir hikaye yazmanızı istiyorum. Mevzuunuz esrarengiz cin, peri, gulyabani olacak. Kitap Muhsine Hanım'ın perili bir köşke, bir akrabası zoruyla hizmetçi olarak sokulması ile başlıyor. kitabın ilk yarısı son yarısına göre biraz sıkıcı gelmişti bana ama yine de genel olarak akıcıydı. Muhsine Hanım'ın köşkte yasadıkları, cinler, periler zaten olayları içine çekiciydi. Fazla spoiler vermek istemiyorum ama herkesin bildiği süt kardeşler filminin genel mantığı ile orantılı kitap, fakat olay örgüsü tamamen farklı işlenmiş, cinler ve perilerle dolu olaylar sonunda olayın aşk hikayesine bağlanması bence güzel olmuş. Genel olarak akıcı ve güzel bir hikayeydi. Ayrıca bu kitap ile birlikte Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Doğaüstü varlıkları ve bu tarz olayları işleyiş tarzını beğendiğimden, Efsuncu Baba ve Cadı gibi daha birçok kitabını da okumak için yol açtı diyebilirim.
Lady chatterley’in sevgilisi, ilk 150 sayfasından sonra su gibi aktı. Kitapta bir kadının ilişkiden aslında ne istediğini, sağlıksız bir ilişkinin insanı nasıl zayıf düşürdüğünü ve bir içten dokunuşun insana nasıl yeniden heyecan kattığını, yaşama isteği aşıladığını okuyoruz. Nazik olmak, saygılı olmak, sevdiğini dile getirmek ne kadar yeterliydi? Asıl ihtiyaç duyulan bunun hissettirilmesi, bu sevginin büyülü bir dokunuşla karşı tarafa iletilmesi değil miydi?
Connie savaşta yaralanan eşi ile varlıklı bir hayat sürüyordu, Lady chatterley di o. Fakat eksikti her zaman çünkü hiçbir heyecanı yoktu ilişkisinde varlığını hissettiren bir eş olamadı hiçbir zaman Clifford. Çok saygılıydı, çok anlayışlıydı, hatta karısının evlilik dışı ilişkilerine bile göz yumacak kadar ilgisizdi. Lady chatterley kocasının koru bekçisi olan Mellors ile yasak bir ilişkiye başlamıştı, Lady chatterley olmaktan vazgeçecek kadar çok seviyordu Mellorsu. Aralarında geçen o sıcaklığı her sayfada hissettim, ve anlatılan şuydu ki bir kadın gerçekten sevilerek can buluyordu, onca varlığın arasında bulamadığı aşkı koruda bir kulübede bulmuştu connie, çünkü aşk sahiplenilmek istiyordu, büyülenmek, ait olduğunu hissetmek istiyordu.
“Siz sakın tepenize bir Sırça köşk kurdurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir Sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın.”
Sırça KöşkSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202069,7bin okunma
İkinci incelemem Sabahattin Ali’den olsun istedim.
İki yıl önce okuduğum Kuyucaklı Yusuf’un ancak şu an paylaşabiliyorum.
Öncelikle şunu söylemeliyim, kürk mantolu Madonna tartışılmaz mükemmel bir eserdi okuduğum en iyi kitaplardan biri olsa da, benim için Sabahattin Ali’nin en güzel ve kalbime dokunan eseri Kuyucaklı Yusuf olmuştur.
Sebebi sanırım çok daha saf çok daha temiz ve masum bir aşk romanı olması.
Yusuf kuyucaktan küçük yaşta getirilmiş annesi babası öldürülmüş yeni bir yaşama tutunmuştu. Kaldığı evde kardeşi gibi büyüyen Muazzez’le gizliden birbirlerinin bile haberi olmadan büyüyen bu sevda sabahattin Ali’nin kalemiyle çok güzel işlenmişti.
O kadar içten sevmeyle doluydu ki dışa vurmalarını, birleşmelerini her sayfada hazır olda bekleyerek okumuştum.
Nihayet güzel şeyler oluyordu, ama kısa sürdü. Bu kitabın mutlu sonra bitmesini çok isterdim fakat öyle olmadı.
.
“O gelmez artık“ dedi.
“Nereden biliyorsun?”
“Gidişinden belliydi.”