FRANZ KAFKA / “DÖNÜŞÜM”
Kitabı farklı bir yolla, Franz Kafka ile karakter Gregor Samsa’nın benzerlikleri ve farklılıkları bakımından inceledim.
1. KİŞİLİK OLUŞUMU: Franz Kafka, duygusal, hassas, yumuşak, nazik, önsezili, savunmasız, anlayışlı, koruyucu, ilgili, çekingen, güvensiz, alıngan, değişken ruh hali, bağımlı, içe kapalı, ürkek, kuşkucu, kuruntulu, endişeli kişiliğe sahiptir. Bu özelliklerin önemli bir kısmı anne tarafından Kafka’ya geçmiştir: Bunlar, ürkeklik, kararsızlık, neredeyse aşırı ölçüde ürkek bir alçakgönüllülük, sıkılganlık ve iletişim kurmada belli bir güçsüzlük. Kafka’nın kendisi duyarlılık, adalet duygusu, tedirginlik diye niteler bu özelliklerini. Bu kişilikte babanın da oldukça fazla etkisi vardır. Onun sert bir eğitim anlayışı, kişiliğinin oluşmasında Kafka’yı olumsuz yönde etkilemiştir. Babanın bu anlayışı, Kafka’yı doğuştan gelen özelliklerinden daha etkili olmasına neden olmuştur. Dikbaşlıydı; Milena’ya yazdığı bir mektupta bunu ifade eder Kafka. “Belki pek yaramaz denemezdi benim için, ama dikbaşlıydım, haylaz, melankolik, kötü bir çocuktum.” Aynı zamanda inatçıdır da. “Babaya Mektup”ta bu özelliğini şöyle anlatır: “…zayıf konumunu kesinlikle anlamadığım için, görünüşteki inatçılığımdan ötürü bana öfkelenmene yol açıyordu.” (sh.46)
Greegor Samsa’da da hemen hemen tüm bu özellikler görülür. Gregor Samsa da, Kafka gibi sessiz, kendi halinde biridir ve aynı zamanda inatçıdır: “Masanın başında bizimle oturur veya gazete okur, ya da tren tarifelerini gözden geçirir... Müdür Bey, çünkü biz yalnız olsaydık, Gregor’u kapıyı açması için razı edemezdik; çok inatçıdır;..” (sf.23)
2. BABA BASKISI: Franz Kafka, sanatın her türlüsüne karşı çıkan bir aileden geldiği için, onun sanatçı (yazar vb.) olmasına karşı çıkılmaktadır. Çünkü sanat yararlı bir iş değildi. Evde özellikle akşamları bağırıp çağırmalar, gülmeler ve patırtılar… Anne, ister istemez babaya eşlik ediyor ve Kafka’yla yeterince ilgilenmiyordu. Babasının o kıt buyruklarına bir türlü akıl erdiremeyen bir çocuk. Zaten doğuştan uysal, sakin mizaçlı, uslu bir çocuk olan Kafka, babasının benim dediğim doğru mantığı ile, içe kapanık biri olmasına neden oluyordu. Özellikle baba Hermann Kafka, oğlunun toplumda saygın bir yere gelmesini istiyor; bunun için de iyi bir eğitim alması gerektiğine inanıyordu. Bunu yapmak için de onu kendi anlayışına göre eğitmek istiyordu. Ürkek, sessiz, sakin ve içine kapanık bir yaratılışa sahip olan oğlunda kendi istediği özellikleri göremeyince de onu aşağılıyordu. Ancak böyle davranılırsa Franz’ın istediği gibi olacağına inanıyordu. Bu eğitim anlayışı tam tersi bir sonuç doğurdu. Zaten duygusal kişilik sahibi olan Franz daha da içine kapandı; tepkisizleşti, yalnızlaştı. Şöyle diyordu Kafka babasına “Babaya Mektup” adlı kitapta: “Benim asıl eğitmenin sen olduğun için de, hayatımın her alanını etkiledi bu…. Senin eğitimindeki aşırı ölçüde etkili, en azından bana karşı asla sonuçsuz kalmayan hitabet araçların, hakaret, gözdağı, istihza, kötücül bir gülüş ve –tuhaf bir biçimde-kendi haline yerinmeydi.”(sf.25)”
Babası, Kafka’yı pek anlayan birisi değildi. Hatta onun tüm isteklerine de karşı çıkan biriydi. Belki de ailede baba ile oğul arasında gizli bir çekişme söz konusuydu. Durum böyleyse eğer, bu çekişmeyi kaybedecek olan zayıf, ürkek ve içe kapanık Kafka’ydı ve öyle de oldu. Babası onu her fırsatta aşağılıyordu. Gerçi hiç dayak atmamıştı, ama sözle yaptığı hakaretler onu psikolojik olarak etkiliyordu.
Kafka, babasının kendisini sevmediğine de inanıyordu. “Babaya Mektup”ta şöyle söylüyordu: “Ancak o zaman bu tiksinti (bunun öncelikle Yahudiliğe değil, benim kişiliğime yönelik olduğu bir kenara bırakılırsa) kendi Yahudiliğinin ve benim Yahudi eğitimimin zayıflığını…” (sf.48)
“Dönüşüm”de Gregor Samsa’nın babası da oğluna karşı çok sertti. “… örneğin kapının öteki kanadını da açmak, o andaki ruhsal durumu nedeniyle doğal olarak babasının aklının ucundan bile geçmedi.” (sf 34) “Gregor’un doğrulmak ve belki de böylece kapıdan geçmeyi başarmak için gereksindiği ayrıntılı hazırlıkları yapmasına asla izin vermeyecekti.”(sf.35)
Ayrıca, bulunan bu işte Gregor çalışmak zorunda kalsın diye, aile işverenden borç almıştı. “Annemle babam yüzünden kendimi tutuyor olmasaydım eğer, işimden çoktan ayrılırdım… annemle babamın patrona olan borçlarını ödemeye yetecek parayı bir kez biriktirdim mi - ki daha beş-altı yıl sürebilir bu-, o zaman mutlaka yapacağım düşündüğümü. İşi kökünden bitireceğim.” (sf.15)
3. YALNIZLAŞMA: Franz Kafka adeta camdan bir oda içine kendini hapsetmiş, kendini tamamen dış dünyadan soyutlamıştır. Çevresindekilerle hiçbir zaman senli benli olmamıştır. Şöyle diyordu Kafka “Günlük”ünde: “Görüp yaşadığım kadarıyla, gerek okulda, gerek evimizde kendime özgülük yok edilmeye çalışılıyor.” Hele 1912’den sonra Kafka, kimseyle dostluk kurmaya yanaşmamıştır artık.
Gregor Samsa da, Kafka gibi yalnızdır. “Dönüşüm”de patron adına gelen Müdür’den başka hiç kimse onu arayıp sormamıştır. Müdür’ün de ne amaçla geldiği bellidir.
4. SOSYAL ÇEVRE VE YAŞADIĞI ŞEHİR: Franz Kafka, sosyal çevresi oldukça dar biriydi. Hayatının önemli bir kısmını geçirdiği yer Prag’dı ve bu şehirde de birbirine çok yakın yerler olan; okuduğu okullar ve çalıştığı işyeri: lise, üniversite ve çalıştığı işyeri. Tüm yaşamını kaplayan yer, bu üçgen içinde hapsolmuş durumdaydı. Adeta kendi kabuğu içinde yaşıyordu. Prag, onu asla bırakmayan şehir.
Gregor Samsa’nın da Kafka gibi çevresi oldukça dardı. Yine onun gibi o da Prag’da yaşamaktaydı.
5. TOPLUM DIŞINA İTİLMİŞLİK (İNANÇ FARKLILIĞI): Franz Kafka, Hıristiyan bir topluluk içinde yaşamanın verdiği zorluklarla yüz yüzeydi. Bir Yahudi oluşu nedeniyle, ister istemez kendini toplumda dışlama yoluna gitmesine neden olmuştu. Bu da onun kendini yalnız hissetmesine neden olmuştur. O yıllarda Prag’da Almanlar ve Çekler arasında bir çekişme vardı. Küçük Yahudi topluluğu ise, ne yana gitse suçlanıyordu. Kafka, bütün yaşamı boyunca hiçbir topluluğun, bir partinin ya da grubun elemanı olmamıştır. Bohemya’da bir Yahudi aileden gelen Kafka, Alman diliyle yazdığı için Çeklerin gözünde bir Alman; Almanların gözünde bir Yahudi, Yahudilerin gözünde bir Çek’ti. Bu nedenle herkes tarafından dışlanmıştı.
“Dönüşüm” adlı eserde de Gregor aynı duygular içindeydi. Kabuğunu kıramamış içinde biriydi.
F. Kafka, Yahudi olsa bile dinle pek bir ilgisi yoktur. Kaldı ki babası da öyleydi. Çünkü babası havraya gitse bile, formalite gereği bazı şeyleri yapardı. “Babaya Mektup”ta şöyle diyordu Kafka: “Çocukluğumda tapınağa yeterince gitmediğim, oruç tutmadığım vs. için seninle birlikte kendimi suçlardım…” (sf.44) Babasının dine yaklaşımını da şöyle anlatıyordu: “Yılda dört kere tapınağa giderdin, orada en azından bunu ciddiye alanlardan çok, kayıtsızlara yakın dururdun, duaları formalite gereği sabırla okurdun…”(sf.44)
Greegor Samsa’nın din ve Tanrı anlayışıyla ilgili herhangi bir yerden bilgi edinemiyoruz.
Dönüşüm adlı eserde de Gregor Samsa şöyle şikayet ediyordu: “ …insanlarla sürekli değişen, asla süreklilik kazanamayan, hep içtenlikten uzak ilişkiler kurmak zorunluluğu gibi sıkıntıları da var. Şeytan alsın bütün bunları!” (sf.14) Sürekli bir türlü dostluk ilişkisi kuramamaktan şikayet etmektedir. Bu da Kafka’nın yalnızlığına çok benzer.
6. BAŞKALAŞMA: 1908 yılında işe girdiği yıl, yazmış olduğu bir mektubunda şöyle diyordu F. Kafka, “…parmak uçlarından başlayıp yukarılara doğru bir tahtaya dönüşeceğim giderek.” Zaten bu başkalaşmayı biz Kafka’nın ağzından çok duyarız.
Çalıştığı işindeki monoton tempo, onda bu düşüncenin oluşmasına neden olmuştu ve dört yıl sonra, 1912 yılında yazmaya başladığı Dönüşüm’ün kahramanı Gregor Samsa’da da bu anlayışı görmekteyiz. Gregor Samsa, bu aile ve iş ortamında kendini ancak bir böceğe dönüşerek ifade edebilmiştir.
7. KORKU VE DEĞİŞME: Franz Kafka, işe girdikten ve eser vermeye başladıktan sonra, kendine güven gelmeye başlamış, çok geçmeden de 1912 yılından itibaren de değişmeye başlamıştır. Kafka da 1912 yılında yaşamında kesin bir dönüm noktası olduğunu görmüştür. Bundan on bir yıl sonra “Yargı”ya ilişkin olarak şöyle yazar Milena’ya: “Bu öyküde her cümle, her sözcük, her -deyim yerindeyse-ezgi “korku” ile ilgilidir. İlk kez o zaman uzun bir gecede açıldı yara.” Burada bir korkudan söz edilmektedir. Bu korku durumundan “Günlük” adlı eserinde ve mektuplarında da sıkça söz edilir. Dış dünyanın kendi gerçeğinden içeri sızacağı korkudur bu. Ayrıca içteki özgürlüğün suçla yok edileceği korkusu. Kafka, Max Brod’a 1922 yılında yazdığı mektubunda şöyle der: “Değişimden korkudur bu, boyumdan büyük bir iş yaparak tanrıların dikkatini üzerime çekmekten korkudur…”.
Kafka’nın 1912’den sonra nasıl değişmişse, bu durum Gregor Samsa için de geçerlidir. Artık o da değişmiştir. Kafka bu yıl başlamıştır 1915’te basılacak olan eserini yazmaya. Kısaca Kafka’daki değişme Gregor Samsa için de geçerlidir. Gregor Samsa değişerek böceğe dönüşmüştür..“Dönüşüm” adlı eserin kahramanı Gregor Samsa’da da vardı aynı korku. “Oysa Gregor kapıyı açmayı aklının ucundan bile geçirmiyordu, tersine, yolculukları sırasında edinmiş olduğu bir alışkanlığı, evde bile olsa gece bütün kapıları kilitleme alışkanlığını övmekteydi.”(sf.17)
8. BAŞKALDIRI: Franz Kafka, söze pek karışmayan sessiz bir kişiliğe sahipti. Kendisine verilen emre uyar gibi görünür ( özellikle de babasının emirlerine karşı), ama o emre karşı, içinde sessiz bir karşı duruş vardır. Sergilen bu karşı duruş aslında onun bilinçaltında da yer alan bir başkaldırıdır. Kafka davranışlarında taşlaşmış gibi dursa da, sergilediği bu tavır, onun bilinçaltının bir görüntüsüdür.
“Dönüşüm” adlı eserde Gregor Samsa’nın böceğe dönüşmesi, onun bilinçaltındaki başkaldırısının bir başkalaşma ile kendini göstermesidir. Gregor, o gün uyandığında bütün gerçekleri görür. Evinde, işinde bir köle gibi çalışmakta, bunun dışında hiçbir şey yapmamaktadır. Artık o, sıradan toplumun tek düze yaşamının bir parçası olmak istemez. Bu başkaldırı zaferle sonuçlanır. Bundan sonra artık, toplumun ve ailesinin ona ilişkin beklentileri sonuçsuz kalmaya mahkûmdur. Kafka 1912 yılından itibaren yalnızlaşmaktan, taşlaşmaktan kurtulmuştur. Adeta bu eserin yazılmaya başlaması ile birlikte Kafka da kabuğunu kırmaya başlamıştır. “Dönüşüm”adlı öyküyü yazmadan beş yıl önce yayınladığı “Taşrada Düğün Hazırlıkları” adlı öyküsünde, adeta bu eserin ön çalışması zihninde oluşmuştu. Şöyle diyordu bu eserde: “…Yatakta yatarken belki kocaman bir böceğe, boynuzlu geyik böceği ya da mayısböceğine dönüşmüş olacağım. Bir böceğin kocaman vücudu, evet. Bir kış uykusuna yatmışım gibi yapardım o zaman, bacakçıklarımı iri karınlı gövdeme bastırırdım.”
9. SEVGİLİLER VE EVLİLİK: Franz Kafka hiç evlenmemişti. Ama nişanlanmıştı, (Felice Bauer, Milena Jesenska, Dora Diamant) fakat evlenme gerçekleşemeden çeşitli nedenlerden dolayı nişanı bozmuştu (1914, 1917, 1919 yıllarında olmak üzere üç kez). Evlenme aşamasına gelmiş ama bir türlü evlenememişti. Şöyle diyordu Kafka “Babaya Mektup”ta: “…asıl engel, benim zihinsel açıdan açıkça evliliğe yatkın olmamam.” (sh.60). Burada bir de şundan söz etmezsek açıklama yeterli olmayacaktır: O, evlendiğinde, yazı yazmayacağını da düşünmektedir. Kaldı ki bu özellik sadece Kafka’da görülmez, birçok sanatçı da aynı şey görülür.
Gregor Samsa da evli değildi. Bir sevgilisi de yoktu. Belki olmuştu ama elinden alınmış olabilirdi. Odası boşaltılırken duvarda asılı duran kendisine ait bir kadın resmini (Yaşamında bir türlü erişemediği bir kadını temsil ediyor olabilir. Her şeyi verse bile onu vermemeli) vermek istemedi: “…tam o sırada artık zaten bomboş olan duvarda iyice dikkati çeken kürklü kadın resmini gördü, hemen yukarı tırmandı ve gövdesini cama yapıştırdı, cam hem onu tutuyor, hem de sıcak karnına iyi geliyordu. En azından bu resmi, şimdi gövdesiyle tamamen örtmüş olduğu bu resmi herhalde kimse alamayacaktı.”(sf.54)
10. SAĞLIK DURUMU: Franz Kafka, kendisini babasıyla her karşılaştırmasında, mektuplarında babasının güçlü, kuvvetli ve sağlıklı olduğundan söz eder; kendisinden ise, hem de birçok yerde hep “zayıf”lıktan söz eder:. “Ben sıska, güçsüz, ince, sen güçlü, iri, geniş” (Babaya Mektup sh.18). Yine “Babaya Mektup”ta şunları da söyler: “…baba olarak benim için fazlasıyla güçlüsün; özellikle de erkek kardeşlerim (iki erkek) ben küçükken öldükleri, kız kardeşlerim ise ancak çok sonra geldikleri için, yani ilk yavru olarak yapayalnız dayanmak zorunda kaldığım bir durumda, bunun için fazlasıyla zayıftım.” (sf.15) Kafka’dan sonra doğan iki erkek kardeşin bir süre sonra ölmeleri aileyi çok fazla etkilemiş olmalı. Ailenin etkilenmesi nedeniyle de bedenen zayıf olan Kafka da bundan oldukça fazla etkilenmiştir. Bu etkilenme psikolojik yönden kendini göstermiştir.
“Dönüşüm”de Gregor Samsa şöyle diyor: “Soluk almakta güçlük çekmeye başlamıştı bile, ciğerleri zaten eskiden de pek sağlam değildi.”(sf.58) Bu kitap yazıldığında Kafka’da daha verem hastalığı (1917 Ağustos’unda ağzından öksürükle kan geldiğinden söz açmıştır.) ortaya çıkmamıştı. (Acaba, Kafka, verem hastalığına yakalanmadan önce, her üşüttüğünde hemen ciğerlerinden rahatsız olur muydu? )
11. İŞLERİNDEKİ MEMNUNİYETSİZLİK: Franz Kafka “İşçi Kaza Sigortası Kurumu”adlı bir yerde memur olarak çalışmadan önce, “Assicurazioni Generali” adlı özel bir İtalyan sigorta şirketinde dokuz ay çalışmıştı. Gregor Samsa pazarlama işiyle uğraşıyordu. Her ikisi de çalıştıkları işten memnun değillerdi. Kafka edebiyata yeterince zaman ayıramadığı için bu işten memnun değildir.
“Dönüşüm”de Samsa’nın yaptığı iş için şöyle anlatılmıştır: “Üstünde paketten çıkarılmış kumaş örneklerinin –Samsa’nın uğraşı, pazarlamacılıktı- yayılı olduğu masada…“(sf.13)
Gregor Samsa’nın şikayetçi olması ise şöyle anlatılmıştır. “Başka pazarlamacılar harem kadınları gibi yaşıyorlar. Örneğin ben aldığım siparişleri firmaya iletmek üzere öğlenden önce otele geri döndüğümde, ötekiler daha kahvaltıda oluyorlar. Ben patronuma böyle bir şey yapmaya kalkışsam, hemen o anda kapı dışarı edilirim.” (sf.15)
SONUÇ: Genel olarak değerlendirdiğimiz zaman; bu dönüşme olayı Franz Kafka’nın bilinçaltında gerçekleşen bir durumdur. Kitabın kahramanı da Gregor da, aynı Kafka gibidir. Franz Kafka ve Gregor Samsa özellik bakımından birbirine çok benzemektedirler. Hatta adlar da ses bakımından birbirine oldukça fazla benzemektedir. Eğer Kafka hakkında çok daha fazla bilgimiz olsaydı, Gregor ile, bir o kadar daha benzer özelliklerini bulabilirdik. Yine Kafka’nın babası ve ailesi ile, “Dönüşüm”ün kahramanı Gregor Samsa’nın babası ve öteki aile bireyleri arasında da oldukça fazla benzerlik vardır.
Kısaca, yazarlar kitaplarının birinde bir roman/öykü kahramanına kendi yaşamlarındaki bir olayı yaşattırırlar, ya da o kahramana kendi karakterlerini verirler.