İstanbul beyefendisi eşinin kıymetlisi, kara gözlü iki kuzunun paylaşamadıkları annesi, sevgi ve emek ile birbirine bağlanmış neşeli ailenin en küçük kızı ve her daim öğrenen onarımcı bir ruh...
Kitabı çok severek ve eğlenerek okudum. Çok iyi hissettim kendimi okurken. Sebebini şöyle açıklayabilirim: Nice kişisel gelişim kitabının hissettiremediklerini yaşatıyor Küçük Prens. Hayatımızda çok karmaşık görünen şeylerin ne kadar da basite indirgenebileceğini görüyorsunuz. Aslında içinde yaşadığımız hayatı, yaşadığımız zorlukları, çektiğimiz sıkıntıları ve dertleri bizler üretiyoruz. Sonra da bunlar kaderin cilvesi veya zorunlulukmuş gibi benimseyerek ama mutsuz olarak yaşıyoruz. Hâlbuki çocukken işler hiç de böyle değil. Küçük Prens işte bunu gösteriyor. Büyüdüğümüzü, olgunlaştığımızı zannederken aslında saçmalıyor ve absürdleşiyoruz. Anı yaşamıyoruz. Ya geçmişe takılıyoruz ya da gelecek için kaygılanıyoruz. Şu anda ne yaptığımızı neden yaptığımızı nasıl hissettiğimizi unutuyoruz. Çocuk gibi yaşayamıyoruz. Yıllar bizi yaşlandıracak elbette ama ruhumuzu hep çocuk tutmalıyız bence. Küçük Prens gibi dünyamıza, yaşadıklarımıza uzaktan bakabilmeliyiz.
Son olarak şunu söylemek isterim. Bir şeyi basitçe anlatamıyorsan yeterince anlamamışsın derler. Küçük Prens de birçok kişinin karmaşık hale getirerek anlatmaya çalışacağı konuları çok basit bir dille anlatmış. Yazar bence insanoğlunu çok iyi anlamış.
''Kapını soğuk anahtarınla açmak zorunda kaldığında, çamaşır makinesi bir türlü dolmadığında, anlıyorsun oyunun en olmadık yerinde bittiğini.
Ben sadece beni unutma dedim… Yaşama demedim…''
İncir Reçeli-2