“Başrolde, yani ezen rolünde olan her kadın gibi Olga da, elbette, başkalarından daha az ve bilmeden de olsa, Oblomov’la biraz kedi-fare oyunu oynamaktan kendisini alıkoyamıyordu; bazen yıldırım düşmüş gibi, beklenmedik bir kaprise, bir duygu patlamasına kapılıyor, ama sonra, birden dalıyor, içine kapanıyordu; ama daha çok ve genellikle, Oblomov’un kendi başına tek adım atmayacağını ve nerede bırakırsa orada duracağını bilerek, ileri, daha ileri adım atıyordu.”