"İslam dünyasında aşırı mutlaklaştırılan bir Allah anlayışının Kur’an’da da olduğunu söylemek oldukça zordur. Orada Allah, evrenin yaratıcısı, evrende hüküm süren kanunların koyucusu ve idare edicisi açısından mutlaktır. Bunun yanında insanı belli özellikleriyle yaratıp ona dünyayı da emanet eden O’dur ve bu bağlamda Allah’ın insanla ilişkisinin temelinde mutlak sıfatlar değil, Allahİnsan ilişkisinin belli bir takım kurallara ( sünnetullah ) bağlanmış olması yatmaktadır. O, insan ile olan ilişkisinde mutlak sıfatlarını yani mutlak gücünü, mutlak ahlakı ile sınırlandırmıştır. Dolayısıyla Allah’ın büyüklüğü sadece gücüne bağlı değildir/olmamalıdır. O’nun büyüklüğünün temelinde söz konusu sınırsız gücün yine sınırsız iyiliği ve merhameti ile sınırlandırmış olması yatmaktadır. Ancak İslam dünyasında genellikle ilk görüş hâkim olmuş ve Allah’ın yine Allah adına aşırı mutlaklaştırılması ve bu yapılırken de insanın ve ahlakın adeta yok sayılması gibi sonuçları açısından son derece vahim bir hataya düşülmüştür. Çünkü nasıl bir Allah sorusu, aynı zamanda nasıl bir insan, nasıl bir toplum ve nasıl bir hayat/ahlak sorusunu da otomatik olarak gündeme getirecektir. “İnsanı kaderini tamamıyla ve her yönüyle elinde bulunduran, kendisine boyun eğilmesi, saygı gösterilmesi ve tapınılması gereken gözle görülmeyen üstün bir gücün varlığını insanın kabul etmesi” (Fromm) şeklinde anlaşılacak bir Allah inancı, inananları dinin hedeflediği ahlaki olgunluk yerine tam tersi bir ahlaki çöküntüye sevk edecektir."
Klasik İslâm Düşüncesinde İki Farklı Tanrı Tasavvuru / Doç. Dr. Hasan Ocak
Umarım rahmetli papazın, bilmem nereden bulduğu, yumuşak koltuktan daha rahat bir yerde oturmadınız hiç. Ama bu eski bir vakiadır, seçkin, güzel ve rahat bir şey bulmak istiyorsanız, Kilise'de aramalısınız onu.
(Thrasymakhos:)
Çünkü (genelde) haksızlığı kınayan kişi,
haksızlık etmekten korktuğu için değil, kendisi de (bir gün) haksızlığın
kurbanı olmaktan korktuğu için yapar bunu.
Yapacağımız her hareketten önce ciddi olarak düşünmeye başlasak, vereceği sonuçları önceden kestirmeye çalışsak, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları, daha sonra da ortaya çıkması düşünülebilecek sonuçları düşünmeye kalksak, aklımıza bir şey geldiğinde, bulunduğumuz yere çakılır, hangi yöne olursa olsun bir adım bile atamazdık.