...kişi kendisine çalışma zevki aşılayarak kolay, faydasız, aptalca ve boş bir hayattan tiksinti oluşturacak belirli düşünceleri aklından çıkarmamaya gayret etmelidir.
İnsanın kendi hâli böyle olunca, Allah Teâlâ bu şekilde tenzih ve takdis edilmeye daha layıktır. İnsanların bir kısmı buna şaşar ve der ki: "Nasıl ve niçin sorularına cevap olmayan bir şey nasıl mümkün olur". Halbuki kendileri de nasıllık ve niçinlikten beri ve uzak oldukları halde, kendi kendilerinden gafildirler ve kendilerini olduğu gibi bilmezler. Belki insan istese, kendi zâtında "nasıl ve niçin'i olmayan binlerce hâlleri bulur. Zira kendi zâtında öfke, aşk, lezzet gibi hususları gördüğü halde, bunların keyfiyetini anlamaya kalkışsa, gücü yetmeyecektir. Çünkü bu zikir olunan şeylerin rengi, şekli yoktur. Bu sebepten de "bunların keyfiyeti nedir" diye sorulmaz. Bir kimse sesin, vefatın hakikatini öğrenmek istese, bunların hâl ve keyfiyetinin nasıl olduğunu bilmekten aciz kalır. Bunun sebebi de şudur: Nasıl ve niçinlik, cismin özelliğinden olan hayâl icatlarıdır. Hayalin de ancak göz ile görülebilen şeylerde payı vardır. Renk, şekil gibi göz ile ilgili şeylerde kulağın payı olmadığı gibi, ses gibi, kulak ile ilgili şeylerde de gözün payı yoktur. Böylece kalb ve akıl duyguları ile ilgili hususlarda da, diğer duyuların payı yoktur. Çünkü nasıllkk ve keyfiyet ancak duyu organları ile hissedilen şeyler için söz konusu olur. Bu zikir edilen hususların tahkik ve incelenmesi çok derindir. Tafsilâtlı ma'külat kitaplarında (akli ilimlerden bahseden kitaplarda) geçmektedir. Bu kitapta bu kadar kifayet eder. Bundan maksat; insanın kendi keyfiyetini bilmeyişini, Allah Teâlâ'nın keyfiyetini bilemeyeceğine delil yapmaktır. Şunu da bilelim ki, ruh vardır, beden ülkesinin padişahıdır, bedende bulunan her şey onun ülkesidir. Bununla beraber mahiyeti keyfiyetsizdir. Bunun gibi, bütün âlemin, padişahı, bütün kainat ülkesinin sahibinin nasıllığı ve keyfiyeti bilinmemektedir. Nasıllığı,
Senin içinde çok değişik etkenler vardır. Hepsi senin hizmetinle meşguldür. Sen uyku halinde, kendi aleminde iken, onlar senin hizmetinden hiç rahatlık bulmuyorlar. Sen ne onları biliyor, ne de bunları senin hizmetine veren Allah Teâlâya şükrediyorsun.
Bir kimse hizmetçisini sana hizmet için gönderirse hayatın boyunca ona teşekkür edip medhü senası ile meşgul olursun, ama bu kadar sanatkarları senin içinde, sana hizmet için tayin ve tahsis eden, bütün hayatın boyunca bir an bile onları hizmetinden geri almayan Allah Teâlâyı anmıyorsun.
İnsanın ilmine bakarsan, ondan daha cahil kim var ki, onun dimağından bir damar yerinden ayrılıp yok olsa, delilik tehlikesine veya helak olmak uçurumuna düşer. Bu belanın kendisine nereden geldiğini, ilacının ne olduğunu bilmez. Bazan onun ilacı gözönünde olduğu halde onu görmez.
Güç ve kuvvetine bakarsan, ondan daha aciz kim var ki, bir sinek, ile başa çıkamaz. Bir sivrisinek ona musallat olsa, onun elinde helak olur. Bir arı onu soksa, uykusuz ve kararsız kalır.
Himmetine azmine bakarsan, ona bir dânik (10 arpa ağırlığı) şeyde zarar erişse, hali değişir. Açlık zamanında bir lokma için hayret ve dehşete düşer. O halde ondan daha aşağı ne olur?
Yüzünün ve şeklinin güzelliğine bakarsan, hakikatta o çöplük üzerine çekil- miş bir deri gibidir. İki gün kendini yıkayıp temizlemezse, ondan öyle pislik ve rezillikler meydana gelir ki, kendi kendinden tiksinir, bizar olur.
Bir kimsenin kalbinde, başka şeylerin arzusu, Allahû Teâlâ marifetinin arzusundan üstün gelirse, o kimse hastadır; tedavi görmezse öbür dünyada bedbaht ve helak olur.