Kuran-ı Kerim hakkında kapsamlı, ilmi ya da ayrıntılı bir inceleme yapabilecek değilim, sadece belki de Kuran’ı yaşama ve anlama yolunda aynı yolun yolcuları ile hasbihal edip, okuma sürecinde düşündüklerimi paylaşmak niyetim.
Kuran-ı Kerim rehberliğinde yaşamaya başladığı ilk yıllarda; her inanan müslümanın kendince Kuran ayetlerini tefekkür edip notlar aldığı, şahsi Kuran günlüklerinin olduğunu düşünürmüş Münib Engin Noyan. Kuran Günlüğü isimli kitabının satırlarını çizerken kendimce planlar yapmıştım Kuran okumalarım adına. Yaklaşık 10-15 yıl önce…
İtiraf etmem gerekir ki, ben ilk defa Kuran Mealini tam olarak bu yaşımda bitirdim. Okul, sınavlar, iş, evlilik, çocuk, nöbetler, kararlar, pişmanlıklar, yıldönümleri, kutlamalar, hastalıklar, başarılar, hüsranlar, fotoğraflar….Evet kararımdan 15 yıl geçmiş!!!!
VE kendi Kuran Günlüğü’mün ilk sayfasına kocaman harflerle ilk not ettiğim ayet :
ANKEBÛT-64: Bu dünya hayatı bir eğlence ve oyundan başka birşey değildir. Âhiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı!!!
Karar verdim bu Ramazan ayında Kuran mealini bitireceğim diye. Kendi kısıtlı aklımla planlar yaptım. Masamı boşalttım, bembeyaz defterim, en sevdiğim kalemim. Not kağıtlarım. Dünyanın sükut ettiği ve Kuran-ı Kerim’in de OKUMAYI tavsiye ettiği gece saatlerini -sahura kadar- okumaya ayırdım. Kendimce hayaller kurdum ‘’Yürüyen Kuran’’ olma yolunda . Önce ayeti okuyacak, sonra tüm gün tefekkür edip, ameli hayatıma geçirecektim. Sureleri iniş sırasına göre, önce mealini sonra Arapçasını takip ederek okumaya başladım. Arapça kelimelere yakınlığım da vardı biraz. Ama olmadı. Mealdeki açıklamalar zihnimdeki kelimelerin sınırlarını pekiştirdi sanki ve ben Arapça okurken o manevi lezzeti alamadım. Sonrasında hiç bir şey düşünmeden, hiçbir