Hayır, ne kadar aşağılara düşersem düşeyim, ben bir dinsiz değilim ve Tanrı, benim kendisine inandığıma tanıktır. Peki, bu ihtiyar bana ne söyledi? Duyumsatacak, duygulandıracak, ağlatacak, ruhumda fırtınalar kopartacak, onun kalbinden benimkine akacak, ondan bana geçecek hiçbir şey yoktu sözlerinde. Tam tersine, söyledikleri belirsiz, vurgusuz, her olaya ve her insana yöneltilebilecek sözcüklerdi; insanı derinden etkilemesi gerekirken, tumturaklı; basit olması gerekirken anlamsız sözcüklerdi bunlar; adeta bir çeşit duygusal vaaz ve dinsel bir ağıt. Bir de orasına burasına katılmış birkaç Latince sözcük... Aziz Augustinus, Aziz Gregorius, ben nereden bileyim bunları? Ve sonra, sanki yirmi kez anlatılmış bir dersi, bir kez daha anlatırmış, ezbere bilindiği için belleğinde aşınmaya yüz tutmuş bir metni okurmuş gibi bir havası vardı rahibin. Gözlerinde ne bir bakış; sesinde ne bir vurgu; ellerinde ne bir hareket.