Yusuf

Yusuf
@Yusufozka
Puan vermedi·246 syf.·
2022 6. kitabı
Kemal Sayar’ın deneme türünde okuduğum ilk kitabı oldu kendisi. Modern insan çıkmazlarının tahlilleri de diyebiliriz. ‘’Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için, Dost’un evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim ‘’ Yunus Emre Daha ilk sayfasında bu alıntıyla başlayan kitapta nelerle karşılaşacağımızın fikrini biraz veriyor. Kitap hakkında alıntılarım yeterli bilgiyi vermiştir diye umarak kitabı anlatmayıp bu da böyle bir anımdır diyerek incelemeyi bitirmek istiyorum. Dahiliye stajında hocamız iletişim becerileri ‘Kötü haber verme’ dersinde hasta deyince aklınıza hangi duygular geliyor diye sırayla sormuştu. Ben Sevgi demiştim. Hocamız tabi davulun sesi uzaktan hoş gelir minvalinde konuşarak meslekteki zorlukları başından geçen olayları anlatıyordu, benim cevabım şaşırtmıştı hocayı. Araştırmalara göre de kötü haberi verirken şiddete maruz kalınma olasılığı yükseliyormuş. Hocamızın açısından bakınca da haklı görüyorum. O yüzden anahtar kelimemiz sempati değil empati olmalı diyerek hocama bu noktada katılıyorum. Bağlayacak olursam artık çalışma hayatına geçip 24 saatte yüzlerce kişiyle aynı özveriyle ilgilenmeye başlayınca insanın arada bir ‘Yavaşla’ması, bazı şeyleri neden niçin yaptığını durup düşünmesi ve tekrar tekrar hatırlaması gerekiyor ki içimizdeki 'Sevgi' ölmesin. :) Hayatımın bu döneminde okumuş olmam iyi oldu. Başka bir zaman diliminde okusaydım bu kadar sevmeyebilirdim. Doğru zamanda okunabilecek bir kitap olarak tavsiye olunur.
YavaşlaM. Kemal Sayar · Kapı Yayınları · 202013,2bin okunma
Reklam
9/10
·168 syf.·
2017 24. kitabı
Rus bir yazarla tanıştım: ( Mihail Bulgakov ) Kitabın vurucu başlangıç cümlesini okuyarak başladığınızda( #22852226 ) birden kendinizi 1915’in o olağandışı ve sıcak savaş dönemine tezat oluşturacak şekilde dönemin oldukça soğuk Rusyasında buluyorsunuz. Anlatımı o kadar sade, esprili ve sonuç odaklı ki o atmosferden kitap boyunca çıkamıyorsunuz. Sanki bir köy doktorunun yanına bir sandalye çekip gelen envai çeşit insanla siz de ilgileniyorsunuz. Kitap başlangıcından itibaren gerek dönemin şartları gerek mesleğin zorluğu ve gencimizin tecrübesizliği olsun her satırda sizi esir alan duygu: Korku. Evet tam olarak korku. Bu korku, sadece mesleki olarak değil, bir morfin bağımlısının kendiyle mücadelesi, kışın en zor zamanlarında tabiat, hayvanlar ile mücadele, bolşevik isyanı döneminde askerler ile mücadele gibi çok daha kapsamlı olaylarda işleniyor. Sayfalar ilerlerken, Aman Allahım bu ters doğum ne zaman gelecek? Ya da - hiçbir röntgen cihazı vs. olmadığı bir kasaba sağlık ocağında - Nolur bu geceki kapı vuruluşu Fıtıktan dolayı olmasın!! gibi serzenişler ile korkuya ortak oluyoruz. 'Hah bu sefer paçayı kurtaramayacak!!' Dediğiniz çok an olacak. Her şey bir yana aylar, ayları izlerken fakültesini yeni bitirmiş, 23 yaşında bir çaylağın teoride öğrenmiş olduğu bilgileri nasıl pratiğe dönüştürdüğüne tanık oluyorsunuz. Tabi ki bu dönüşüm söylerken kolay olduğu kadar yaparken ise gayet zordur hele ki tek başına iseniz. Tek başınalık’ı şöyle açıklamam gerekirse Köy Hekimi deyince aklınıza her şeyin bir arada bulunduğu bir kasabadaki ocak olarak gelmesin. Çünkü şehirden haberleri alabilmek için gazete bulmak için bile yolların kapalı olduğu kış şartlarında 4- 9 km yol gitmek gerekiyor. Yani bu Sağlık Ocağı Birkaç
Edebiyat
Genç Bir Doktorun AnılarıMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202332bin okunma
Puan vermedi·156 syf.·
2017 23. kitabı
(Süprizbozan içerebilir.) Bir hayata karşı duran, hayatın amacı ile ilgili sorunu olan adamla tanıştım Bay C., kendine Aylak diyor bazen de Mirasyedi. Onu tanımak istersek bir konuşmasında yakalayabiliriz. ‘’- Sizi birine benzetiyorum galiba, dedi Gözleri koyu maviydi. Sigarasını attı. - Babamı tanır mıydınız? Diye sordu. - Bilmem ki adı neydi? - Unuttum, dedi.’’ Kitabın başlarında yazarın cümlelerine pek alışamadım ve içine giremedim diyebilirim cümleleri anlamak güç ve birbirinden bağımsızdı, sanki bir şey anlatmıyor da sadece harfler yazıyordu. Tırnak içerisinde yazdığı çoğu şey karakterlerin söylediği değil aklından geçen düşünceleri idi mesela. Neyseki daha sonra hatta kitabın sonlarına doğru Bay C.’yi tanıma, onu bu şekilde yaşamaya iten sebeplerini anlamaya başlıyoruz ve olaylar yaşandıkça daha akıcı, yalın ilerliyor. Bay C.’nin her sıradanlığı her yapmacıklığı her şehir insanına yaptığı eleştirileri, aslında bizler de hayatımızın bir zamanında düşünmüş veya yapmışızdır. Ama Yabancı’daki Meursault kadar kayıtsız gelmedi bana Bay C.. Kayıtsızlıktan ziyade bir arama içgüdüsü kendi gibi bir ruh eşini bulma çabasındaydı. Eşinde aradığı şey ise herkesi, her şeyi geride bırakıp sadece kendi olarak yanında bulunması idi. Ve ne zaman buna yaraşmayan bir hareket karşıdan görse orayı olduğu gibi bırakıp gidiyordu. Meursault ne kadar ölüme karşı fikir beyan edip o konuda ‘’kayıtsız''lığını ortaya koyuyorsa bunun Bay C.’deki tezahürü daha çok cinsel anlamdaki düşüncelerini beyan etmesi idi. Kitapta geçen kumsal, deniz gibi sahnelerde de yine Camus’un Yabancı kitabını hatırlattı, belki de bu iki karakteri benzettiğimden böyle geliyor bilemiyorum. Dilenci ile geçen diyalog da beni baya gülümsetti. :) Bay C. o kadar iyi bir gözlemci ki dilencinin bir ara sigara
Edebiyat
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971,1bin okunma
9/10
·424 syf.·
2017 14. kitabı
Bu sıralar aslında okuduğum kitaplar başka olmasına rağmen, Ankara yolculuğunda havanın kararmasıyla araçtaki ışıkların sönmesi, elime normal kitap alamayacak olmamdan ötürü açtım ve başladım e-kitaptan okumaya ‘Korkma Ben Varım’ı. Murat Menteş’in kendine has tarzını Dublörün Dilemması ile tanımıştım. Fakat bu kitap cümleleri ile beni oldukça gülümsetti diyebilirim.Yolculuğu gayet keyifli hale getirdi :) Menteş'in uslubü romana giren her karakterin ağzından hayata kendi bakış açısından, olaylardaki tutumunu, neden yaptığını anlatması çok ilgi çekici. Hem ilerisi için tahmin edilemez hem de hangi karakteri sevdiyseniz bir de onun ağzından dinlemiş oluyorsunuz yaşadıklarını :) Bu yüzden bu romana polisiye demek biraz haksızlık olur, cinayetin ortasındayken bir anda tam bir aşk betimlemeleri, mektupları ile bile karşılaşabiliyorsunuz. Benim en çok ilgimi çeken Fuat Atıf Tufa’dan Gönül İşleri Bakanlığı'nı dinlemekti, güzel bir haya gücü ve kıvrak bir zeka. :) Her karakterin ağzından olayları en avantajlı tarafları da çeşitli insan psikolojilerini anlamak, fazlaca insan tanımak sanırım. Kesinlikle Dublörün Dilemması'ndan daha çok sevdim bu romanını. Yazarın tıp bilgisi de dikkatimi çekmedi değil, atropinler, botulinum toksini, afaziler, lobotomiler, trakeostomiler daha aklıma gelmeyen binbir çeşit terimleri gayet doğru şekilde kullanmış. Bir diğer dikkatimi çeken özellik ise tarih öğretmeni Şebnem Şibumi anlattığı her günden takvim yapraklarında olan eskiden bugünde neler olmuşu yazması. Yani her karakterin anlatışı kendine has bir başka bir kitaba konu olacak kadar farklı bunu da sevdim. :) Son olarak görece daha ağır ya da farklı konularda kitaplar okuyorsanız yanına alternatif, eğlencelik bir roman olarak gayet güzel ve okunası, keyifli okumalar :)
Edebiyat
Korkma Ben VarımMurat Menteş · İletişim Yayınları · 20199,7bin okunma
8/10
·120 syf.·
2017 8. kitabı
Tarık Tufan'ın okuduğum ilk eseri 'Bir Adam Girdi Şehre Koşarak' oldu. Kitap tam 118 sayfa birer ikişer sayfalık, birbirinden bağımsız denemelerden oluşuyor ki okuması çok kolay. Kitaba ''İlk Söz'' olarak 'Yakama yapışan cümleleri yazdım' diyerek başlamış. Her sayfasından aynı oranda etkilenmesem de bilinmeyen açılardan bakmış çoğu konuya. Kâh okuduğu kitapların yazarları ile monolog yapıyor, Kâh şehre bir atla giriş yapıp park ediyor onu, Kâh aklı bir gazete haberine takılı kalıyor :) Hepsinin bütününde bakıldığında nerede bir acı, fakirlik, acizlik, haksızlık, gayri insani değerler varsa onlara veya düzenin doğrudan kendisine bir serzenişte bulunuyor aslında. Diğer kitaplarının da böyle denemeler mi olduğunu merak ediyorum desem yeri var. Keyifli okumalar :)
Bir Adam Girdi Şehre KoşarakTarık Tufan · Profil Yayıncılık · 20199,9bin okunma
Reklam