Sibel

Sibel
Bir kamu kuruluşunda yakın bir zamanda emekli oldum. #MerhabaHayat, #GöğeUzananSarmaşıklar, #DeliGönül, ŞiirlerinKanatSesi, #SihirliMühür, #GelincikFırtınası ve #BirHayalimVar kitaplarının yazarıyım.
Asalet
Pençeleyip yırtarak dövüşmeyi ve kurt usulü dişleriyle çekip koparmayı öğretmnek, onun için içten bile değildi. Çoktan unutulmuş ataları hep bu usulle dövülmüşlerdi. İçinde canlanmaya başlayan eski yaşama hız verdi ataları. Kuşaktan kuşağa geçmiş bütün ustalıklar onun ustalığı oldu.
Sayfa 32 - Can Yayınları
Edebiyat & Roman
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
kitap yorumu
Az önce bitirdim, Usta yazar AHMET ÜMİT'in, "ELVEDA güzel VATANIM" adlı romanını: Öylesine güzel yazılmış ki, hayran kaldım. Yıl 1926! O dönemin lisanıyla, her cümlesi motif motif işlenmiş. Vatanı uğruna; ailesini, arkadaşlarını, dostlarını, en mühümi de büyük aşkını... Neler neler kaybettiği... Acılar, özlemler ve yok oluşlar... Çok çok duygulandım! Şu anda romanın içindeyim adeta. 558 sayfalık bu kitabı tekrar okumak isterdim. Ama sırada bekleyen o kadar çok kitap var ki! Elveda Güzel Vatanım
Edebiyat & Roman
Görmezden Gelmek
Çok sevdiğin kişilerin sana yaptığı hatalardan gözlerini kaçırmak veya kulak tıkamak o hataları kabullenmektir. İstemesen de sünger gibi içine çekip karın ağrısına dönüştürmektir. En önemlisi de o hataların daha çok büyüğüne izin vermektir. Bir göz yumdun iki göz yumdun… kulaklarını tıkadın ama kalbin duydu, kaydetti o haksızlıkları. Zihnin, duyguların, erdemin duydu ve sen engel olamadın buna. İçine hapsolan azap, sancı olarak organlarında hasar yarattı. Kişiliğini zedeleyip seni, kendi gözünden değersizleştirdi. Kendine reva gördüğün o suistimaller zinciri bir yana, narsist karekterli kişilerin arttırarak tekrarladıkları rencidelere prim vermiş oldun. Canın kadar sevdiklerindi… sebep aramadan bağlandıklarındı… kusur konduramadıklarındı. Hiç kendine sordun mu sen onların nazarında neydin? Sen sen sen! Hep sustun sen. Sen büyüttün sırtındaki yükü, karınındaki sancıyı, başındaki ağrıyı. Ellerinin-ayaklarının bağlarının çözülmesine hep sen, kendin sebep oldun… Neden mi? Çünkü, önce bir çimdik attılar güldün… ardından ısırdılar sustun… başına taş yağdırdılar yüzünü kapattın… Yetmedi… Tüm bu suskunluğun o narsist karekterleri memnun etmeye yetmedi… Ne zaman ki kurşun misali sözler yüreğini dağladı, umutların paramparça edildi ancak o zaman DUR diyebildin… Biraz geç kalmadın mı? Şimdi nasıl iyileşecek görünmeyen yaraların? SİBEL KARAKIZ
İnsan ve Duygular
GİZEMLİ GÜNEYDOĞU
Devlet memuru olmanın bir kaderi de şehir şehir gezmek zorunluğuydu! Hele hele yer değiştirmeye yeni rotasyona tabi iseniz, bir sene bir şehirde, ertesi sene başka bir şehirde... Her gittiğiniz yerde iki veya üç yıl, bazen bir, bazen de beş yıl kalabiliyorsunuz. Bölgesine göre değişiyordu bu süreler. O sene Naci ve Ayşegül’ün tayinleri Güneydoğu’ya çıktı. Daha önce hep büyük şehirlerde çalışmışlardı. Özgürlük ve modern hayattan uzak, dışa kapalı küçük bir şehre nasıl ayak uyduracak nasıl yaşayacaklardı? Bambaşka, gizemli bir dünyaydı Güneydoğu onlar için. Çarşıya alışverişe çıkması gerekiyordu Ayşegül’ün. Çevresinde kadınların geleneksel, yerlere kadar sürünen entariler giydiğini gördüğü için, yaşam tarzını onlara göre değiştirmiş; uzun kollu bluz, yerlere kadar sürünen etek alacaktı. Yaşadığı yere ayak uydurmaktı gayesi. Buna rağmen şehir halkı, dışarıdan gelenleri hemen fark ediyor, kuşkuyla karışık uzun uzun yüzlerine bakıyorlardı. Bu bakışlardan Ayşegül rahatsız oldu. Onlarla göz göze gelmemek için başını öne eğerek yürüdü çarşıya kadar. Aynı sıkıntıyı işe başladığı gün de yaşamıştı Ayşegül. Çalıştığı iş arkadaşları çok farklıydı. Birçoğu kendi aralarında Kürtçe konuşuyorlardı. O ise konuşulanların tek kelimesini anlamadığı için sessiz sedasız onları izliyordu. Çalışma arkadaşlarıyla tanışmıştı ama onlarla sohbet edecek vakit bulamamıştı. Öğlen yemeğini nerede yerler, ne yaparlar… Herhangi bir bilgisi yoktu. Öğlen tatil saati gelince herkes bir yerlere dağılıyordu. Ayşegül çalıştığı dairenin bahçesinde tek başına kaldı. ‘Lokantalardan birine gidip karnımı doyurayım’ diye düşündü. Önce tereddüt etti. ‘Böylesine, geleneksel ve kapalı bir şehirde Lokantaya gitmek doğru olur mu?’ diye geçirdi aklından. Karnı açtı ve yemek yemesi gerekiyordu. Ne de olsa şehir
Sayfa 111 - OZAN YAYINCILIK·Kitabı okudu
Hikaye-Öykü
Para ve dostluk
Parayla gerçek dostlar bulunmaz ama gerçek dostlar zor günlerde size parayı bulur. Sibel Karakız