Devlet memuru olmanın bir kaderi de şehir şehir gezmek zorunluğuydu! Hele hele yer değiştirmeye yeni rotasyona tabi iseniz, bir sene bir şehirde, ertesi sene başka bir şehirde... Her gittiğiniz yerde iki veya üç yıl, bazen bir, bazen de beş yıl kalabiliyorsunuz. Bölgesine göre değişiyordu bu süreler.
O sene Naci ve Ayşegül’ün tayinleri Güneydoğu’ya çıktı. Daha önce hep büyük şehirlerde çalışmışlardı. Özgürlük ve modern hayattan uzak, dışa kapalı küçük bir şehre nasıl ayak uyduracak nasıl yaşayacaklardı? Bambaşka, gizemli bir dünyaydı Güneydoğu onlar için.
Çarşıya alışverişe çıkması gerekiyordu Ayşegül’ün. Çevresinde kadınların geleneksel, yerlere kadar sürünen entariler giydiğini gördüğü için, yaşam tarzını onlara göre değiştirmiş; uzun kollu bluz, yerlere kadar sürünen etek alacaktı. Yaşadığı yere ayak uydurmaktı gayesi. Buna rağmen şehir halkı, dışarıdan gelenleri hemen fark ediyor, kuşkuyla karışık uzun uzun yüzlerine bakıyorlardı. Bu bakışlardan Ayşegül rahatsız oldu. Onlarla göz göze gelmemek için başını öne eğerek yürüdü çarşıya kadar.
Aynı sıkıntıyı işe başladığı gün de yaşamıştı Ayşegül. Çalıştığı iş arkadaşları çok farklıydı. Birçoğu kendi aralarında Kürtçe konuşuyorlardı. O ise konuşulanların tek kelimesini anlamadığı için sessiz sedasız onları izliyordu. Çalışma arkadaşlarıyla tanışmıştı ama onlarla sohbet edecek vakit bulamamıştı. Öğlen yemeğini nerede yerler, ne yaparlar… Herhangi bir bilgisi yoktu. Öğlen tatil saati gelince herkes bir yerlere dağılıyordu. Ayşegül çalıştığı dairenin bahçesinde tek başına kaldı. ‘Lokantalardan birine gidip karnımı doyurayım’ diye düşündü. Önce tereddüt etti. ‘Böylesine, geleneksel ve kapalı bir şehirde Lokantaya gitmek doğru olur mu?’ diye geçirdi aklından. Karnı açtı ve yemek yemesi gerekiyordu. Ne de olsa şehir