Kadın, bulandırılmış suda, kendisine biçilmiş rolün dısına çıkamaz, en derinlerindeki incileri, mercanları göremez olur dünya sahnesinde. Yunus Emre'nin dile getirdiği "Bir ben vardır bende, benden içeri" gerçeğinden uzaklaşır.
Bu gerçekten uzaklaşan kadın, değer bulma çabalarıyla ya estetik yaptırmakta, ya kadınlığından vazgeçmekte ya da dişiliği ön plana çıkmaya çalışmaktadır. Hasılı kelam varoluşundaki gerçeği, dengeleri reddedip dengesini kaybetmektedir.
Oysa iyileşme yolculuğunda, Şeyh Galip'in şu sözü,
kadının gerçeği olmalıdır. "Sen kendini ne sanıyorsun, sen aslında Zübde-i âlemsin/evrenin özüsün..."
Bu gerçek değersizlik inancından kurtulma reçetesidir.
İnsan türü için de şöyle bir durum var ,
bir bebek dünyaya geldiği zaman, ailesinin sağlıklı olup olmadığını fark edemeden , onların kendisi ile ilgili temel algılarını kendi kişiliğinin temel taşları olarak alıyor.
Nefret ya da küskünlük dolu bir düşünce, zihinsel bir zehirdir. Başkaları hakkında kötü düşünmeyin çünkü bunu yapmak kendiniz hakkında kötü düşünmek anlamına gelir .