Resme baktığında gördüğünü sandığın, aslında çoğu zaman kaçırdığın şeydir. Gerçek görmek, gözlerini detaylara açmak ve tablonun sessiz anlatısını duymaktır.
Tolstoy, Anna karakteri üzerinden okuyucuya toplumsal ikiyüzlülüğü ustalıkla göstermiş. Erkeklerin yaptığı hataların hoş görülmesine karşın, bir kadının duygularının bedelinin ölümcül olabileceği bir dünyayı tasvir eder. Bana göre Anna’nın çöküşü, toplum baskısının, dedikodunun ve ahlak adı altında dayatılan kuralların bireyi nasıl yok edebileceğinin bir örneğidir. Anna KareninaLev Tolstoy Anna, içindeki çatlağın artık gizlenemeyecek kadar büyüdüğünü hisseder. Sevgi, ona vaat edildiği gibi bir sığınak olmamıştır; aksine, insanın kendine karşı savunmasız kaldığı bir uçurumdur. Her bakış, her fısıltı, toplumun görünmez ipleriyle biraz daha sıkılır. Mutluluğu ararken dürüstlüğe, dürüstlüğü ararken yalnızlığa sürüklenir. İçinde iki ses konuşur: Biri yaşamak ister, diğeri artık dayanamaz. Ve en acısı şudur :kimse onu gerçekten anlamaz; herkes onu tanır sanır. O anlarda Anna, insanın en ağır yükünün günah değil, sevgiyi yanlış zamanda ve yanlış yerde bulmak olduğunu kavrar.