2005'lerde tüketmeye doyamadığımız '' Şu Çılgın Türkler''kitabını 1940'lı yıllarda okumalıydık.
1950'li 60'lı yıllarda Kurtuluş Savaşı'nın filmlerini çekmeliydik, anılarını okumalıydık ve tarihe tanıklık etmiş yaşlılarımızı, gazilerimizi ''sözlü tarih'' için dinlemeliydik. Ben ninemden dinlediklerimi okullarda okutulan tarih kitaplarında okumadım. Tarih kitapları Osmanlı'yı yeren ve sadece savaşçı kimliğine indirgeyen Deli İbrahim'le tavan yapıyordu.
Bütün dünyayı, kocaman bir ülke olarak görmek istiyordu Sabahattin. Din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapılmayan,kavgasız gürültüsüz, barış ve huzur içinde yaşanan bir dünyanın vatandaşı olmak istiyordu. Gönlünde yatan aslan, tam olarak buydu! Diktatörlerden arınmış, kimsenin kimseye üstünlük taslamadığı, eşit çalışmanın karşılığında eşit gelir elde edilen bir dünyada nefes almaktı genç yazarın hayali...
Deniz Gezmiş “Yok ağabey demişti, “bizim asılma kararımızı çok önceden vermişlerdi zaten, bunu hep söyledik. Dileriz ki biz boş yere ölmüş olmayalım ve vatan satıcılarının oyunları anlaşılsın yoksul halkımızca. Boşa ölmüş olursak işte o zaman yazık olur.”
“Aynı çocuk iki kere doğurulabilir mi? Doğurdu Celile!
Oğlu Nazım Hikmet hapishanede ölüm orucuna başlayınca, ela gözlü pars ileri atıldı ve büyük şairi, ölümün kıyısından çekip aldı.”
Tanrım, değiştiremeyeceğim şeyleri
Sükunetle kabul etme lütfunu bahşet
Değiştirmem gereken şeyleri
Değiştirmek için cesaret
Ve ikisi arasındaki ayrımı yapabilmek için bilgelik ver.