Asasını çıkardı, onunla havada büyük bir dalga çizdi; o anda, oyulmuş balkabaklarının içindekiler hariç bütün mumlar söndü, salon loşluğa gömüldü. Ateş Kadehi artık salondaki her şeyden daha fazla parlıyordu, alevlerin ışıltılı, parlak mavi-beyazlığı adeta gözleri acıtıyordu. Herkes gözlüyor, bekliyordu... Birkaç kişi boyuna saatine bakıp duruyordu...
“Öldü biliyorum! Bilmediğimi mi sanıyorsun? Ama, onu yine de sevebilirim, değil mi? Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın, Tanrı aşkına; özellikle de, hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli bir insansa?”